Tüm Haberlere Dön
TMMOB 2. KADIN SEMPOZYUMU ’’MESELE KADIN OLMAK!’’ BAŞLIĞINDA GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Haberler Ankara

TMMOB 2. KADIN SEMPOZYUMU ’’MESELE KADIN OLMAK!’’ BAŞLIĞINDA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

TMMOB Kadın Çalışma Grubu tarafından ilki 2015 yılında düzenlenen TMMOB Kadın Sempozyumu`nun ikincisi `Mesele Kadın Olmak` başlığıyla İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk toplantı salonunda 18 Mart 2017 tarihinde gerçekleştirildi.

Sempozyumun açılışında Kadın Çalışma Grubu Başkanı M. Hanze Gürkaş ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz birer konuşma yaptılar.

Hanze Gürkaş, gün geçtikçe kadınların temel hak ve özgürlüklerine yapılan müdahaleler ile uygulanmaya çalışılan baskı ve şiddet artsa da, bu ülkenin cesur ve yürekli kadınları olarak dün olduğu gibi, bugün de barbarlığa karşı duracaklarını vurgulayarak şöyle konuştu: "Dil, din, ırk ve cinsiyet rolleriyle şekillenen ve zenginleşen toplumsal yapı, siyasal iktidar tarafından yapılan gerici müdahalelerle eğitimsizlik, güvencesizlik, yoksulluk, işsizlik, sömürü ve ayrımcılık ile her geçen gün geriye itiliyor,

Kadınlar olarak, ceplerimizdeki kırmızı kartları çıkarmak zorundayız. Evde, okulda, işte, tarlada, arazide, fabrikada, şantiyede, ofiste kadınlara yönelik tüm ikincil, cinsiyetçi ve zorba uygulamaya HAYIR diyoruz. 15 yıldır bir fiil sürdürülen kadın karşıtı politikaların, toplumsal var olma mücadelesine döndüğü bu günlerde, mühendis mimar ve şehir plancısı kadınların sesi ile sempozyumumuzu gerçekleştireceğiz.

Bu sebeple; Şiddet, Taciz ve Tecavüze;Kadın Cinayetlerine;

Her Türlü Ayrımcılığa;

Kadın Emeğinin Sömürülmesine;

Kadının Yok Sayılmasına,

Özgürlüklerimizin Elimizden Alınmasına;

Hayatımıza ve Kararlarımıza Müdahale Edilmesine;

Ve Tüm Baskılara HAYIR! Diyoruz.

 

Emekten, eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, cumhuriyetten, laiklikten, insanca yaşamdan yana verdiğimiz mücadelemizde; TMMOB` li kadınların örgütlü sesinin de, bir kez daha hayırlara vesile olacağı inancındayız."

 Sempozyumda 7 konuşmacı "Mesele Kadın Olmak" konusunda bildiri sundu. A. Ülkü Karaalioğlu ve Aslı Gördebak`ın moderatörlüğünü yaptığı sempozyumda;

Son 15 Yılda Hukukun Kadına Getirdikleri Ve Götürdükleri / Av. Candan Dumrul, Kadın Emeği Ve Güvencesizleştirme / Doç. Dr. Melda Yaman, Savaştan Etkilenen Kentlere Kadın Gözüyle Bakmak / Yıldız Tahtacı Ve Keziban Arukan, Akp Dönemi Kadın İstihdam Politikaları: Esnek Ve Güvencesiz Çalışma / Prof. Dr. Gülay Toksöz, Kadınların Sınıfı Ve Kadınlar Arası Güç Birliği Olanakları / Doç. Dr. Dilek Hattatoğlu, Mesele Kadın Olmak / Doç Dr. Süreyya Karacabey başlıklı sunumlar gerçekleştirdi.

 

 

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz‘ın açış konuşmasıysa şöyle:

TMMOB`nin aydınlık yüzleri,

Sevgili Kadın Meslektaşlarım,

Hepinizi TMMOB Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz.

Yaklaşık 4 dönemdir yapmakta olduğumuz Kadın Kurultaylarına geçen dönemden itibaren Kadın Sempozyumunu da ekledik. "Kadınlar örgütlü TMMOB daha güçlü şiarıyla" sürdürdüğümüz kadın çalışmalarının giderek büyüdüğünü, örgütle bütünleştiğini görüyor ve bu başarınızdan dolayı hepinizi kutluyorum.

Kadınlarla ilgili tüm söylemlerinde cinsiyetçi bir dil kullanan, kadınlara saldıran siyasi iktidar,gerici düzenlemelerinin büyük çoğunluğunu kadınlar üzerinden yürütüyor. Sempozyum programının bu gerçekliğin altını bir kez daha çizecek şekilde kurgulanmış olmasını anlamlı buluyorum.

Böylesine önemli bir etkinliği TMMOB adına şekillendiren Kadın Çalışma Grubumuza, etkinliğimize emeği ve katkısı bulunan tüm dostlara, etkinlik konuşmacılarına, siz katılımcılara yürekten teşekkür ediyorum.

Sevgili arkadaşlar,

2. Kadın Sempozyumunu Olağanüstü hal koşulları fırsat bilinerek; soruşturmalar, görevden uzaklaştırmalar, gözaltı ve tutuklamalarla muhalif tüm seslerin susturulmaya çalışıldığı, ülkemizin yüz akı akademisyenler sorgusuz, sualsiz ve hukuksuz bir şekilde görevlerinden ihraç edildiği, basın-yayın organlarının, derneklerin kapatıldığı, 8 Mart kadın yürüyüşü gibi tüm dünyada coşkuyla kutlanan bir etkinliğin dahi yasaklandığı bir süreçte gerçekleştiriyoruz.

Bizler, iktidarın rant hesaplarına çomak sokan, ülke kaynaklarının talan edilmesine karşı çıkan, bu ülkenin yüzünü emekten, adaletten, demokrasiden yana çevirmiş mühendis, mimar ve şehir plancıları bu baskılara çok da yabancı değiliz. Ancak baskının sistematik hale geldiğinin ve bir korku iklimi yaratılarak toplumun sindirilmeye çalışıldığının da bilinmesini isteriz.

Aramızda KHK`larla işten atılan meslektaşlarımız olduğunu biliyorum. Baskı ve yıldırma operasyonları karşısında dimdik duran sevgili kadınlar… Bu onurlu mücadelenizde her zaman yanınızda duracak ve görevlerinize bir an önce geri dönebilmeniz için gereken her türlü desteği vereceğiz. Mücadeleniz mücadelemizdir.

Hukuk tanımaz diktacı zihniyetin nazi dönemini çağrıştıran bu faşizan uygulamalarıyla amaçlanan açıktır. Bir rejim dönüşümü ve fiilen yürütülmekte olan başkanlık sisteminin kurumsallaştırılması söz konusudur.

Evet, sevgili meslektaşlarım;

 

Ülkemiz gündemine karabasan gibi çöken Anayasa değişikliği referandumuna yaklaşık bir ay kaldı.16 Nisan`da halk oylamasına sunulacak olan bu Anayasa değişikliği paketinde toplumun ve ülkenin temel ihtiyaçları ve sorunlarına yönelik hiçbir öneri, hiçbir çözüm bulunmamaktadır.

Aksine, zaten iyice güdümlü hale gelmiş olan yargının bağımsızlığı ile yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılmaktadır. Meclisin yasama ve denetim yetkisi elinden alınmaktadır. Yürütme yetkisi, tek başına Cumhurbaşkanında toplanmakta, Cumhurbaşkanı denetimsiz ve sınırsız yetkilerle donatılmaktadır. Cumhurbaşkanı herhangi bir partiye üye, hatta parti başkanı bile olabilecektir. Partili cumhurbaşkanı tarafından belirlenen kişiler milletvekili, bakan, Cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktır. Cumhurbaşkanına Meclisi feshetme, bütçe hazırlama, kararname çıkarma, HSK ve AYM üyelerini, büyükelçileri, üst düzey kamu yöneticilerini atama, milli güvenlik politikalarını belirleme, TSK`yı kullanma, OHAL ilan etme ve daha birçok yetki verilmektedir. Cumhurbaşkanına bağlı olarak çalışacak ve tüm üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanacak Devlet Denetleme Kuruluna Meslek Kuruluşları ve sendikalar hakkında İdari Soruşturma açma yetkisi de verilerek bu kurumlar işlevsizleştirilmeye sürekli baskı altında tutulmaya çalışılmaktadır. Böylesi geniş yetkilerle donatılan Cumhurbaşkanının yargılanması ise neredeyse imkânsız hale getirilmektedir. Görüldüğü üzere, yapılmak istenen değişiklik, iktidarın iktidarını daha sert bir şekilde koruyabilmesi, ömrünü uzatabilmesi içindir. Yapılmak istenen değişiklik, sömürü ve rant düzenlerinin otoriter bir tarzda sürmesi,  yolsuzluklarının dokunulmazlık sağlanarak devam etmesi, halkımızın alın terinin ürünü olan kamu kaynak ve varlıklarının talanı içindir.

Bunun en somut örneğine geçtiğimiz günlerde tanıklık ettik. OHAL koşullarının sunduğu olağandışı yetkilerden yararlanan siyasal iktidar, yeni bir KHK ile ülkemizin 11 büyük kamu kurum ve kuruluşunun hisseleri ile birçok ildeki devlet arazilerini Varlık Fonu`na aktardı. Yani daha başkanlık sistemi gelmeden icraata başladılar.

Sevgili arkadaşlar,

Bu değişiklik paketi, iktidarda olduğu 15 yılda kadınların tüm kazanımlarını birer birer ellerinden alan, kadın cinayetlerine ve kadının insan hakları ihlallerine göz yuman, kadını toplumsal yaşamdan uzaklaştırıp eve hapsetmeye çalışan AKP zihniyetinin Cumhuriyet değerleriyle kavgasının son raundundaki vurucu darbesidir.

Görünen odur ki, demokrasi ve laikliğin tasfiye edilmesi, yoğun dinselleştirme gibi toplumun yeniden biçimlendirilmesine hizmet eden düzenlemeler iktidara yetmemiş ve Anayasa değişikliği ile siyasal rejim dönüşümünü tamamlayacak yeni bir dönemece girilmiştir. Kuru gürültüye pabuç bırakmadığını, toplumsal cinsiyet rolleri ezberinde erkek mesleği olarak bilinen mühendislik alanlarını seçerek ispat eden siz kadın meslektaşlarımın, bu Anayasa değişikliği ile dayatılan "tek adam" rejimine "HAYIR"larını en güçlü sesleriyle haykıracaklarına inancım tamdır. Ülkenin dört bir yanından gelen, "Söyleyecek sözümüz, değiştirecek gücümüz var" diyen kadın yoldaşlar…Hepinizi sevgi, umut ve gelecek güzel günlere olan inancımla bir kez daha selamlıyor, etkinliğimizin başarılı geçmesini diliyorum.

 

ADLARIYLA ZİHNİMİZE, YÜZLERİYLE KALBİMİZE KAZINMIŞ KIZ KARDEŞLERİMİZ İÇİN "HAYIR" DİYORDUK "HAYIR" DİYORUZ!

 

TMMOB II. Kadın Sempozyumu‘nda TMMOB‘li Kadınlar, Teoman Öztürk Toplantı salonunda 18 Mart 2017 tarihinde bir basın açıklaması yaptılar.

ADLARIYLA ZİHNİMİZE, YÜZLERİYLE KALBİMİZE KAZINMIŞ KIZ KARDEŞLERİMİZ İÇİN "HAYIR" diyorduk "HAYIR" Diyoruz!

TMMOB II. Kadın Sempozyumunu,  aralarında TMMOB kadrolarında görev üstlenmiş üyelerimizin de bulunduğu çok sayıda kadın meslektaşımızın, OHAL kararnameleri ile her türlü özlük hakları, daha da ötesinde yaşama hakları gasp edilerek işten atıldığı, ailesi ile birlikte işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm edildiği bir süreçte gerçekleştiriyoruz.

 

Ortak paydaları savaşa karşı barışı, tacize, tecavüze, şiddete karşı hayatı savunmak olan, çalışma hayatının eşit olmayan koşullarında kamusal alanda varlığını sürdürme mücadelesi veren kadın meslektaşlarımız muhalif tek bir sese dahi tahammül edemeyen iktidarın sürdürdüğü cadı avından en acı biçimde paylarını alıyorlar.

Biliyoruz ki kadın arkadaşlarımız/meslektaşlarımız/yoldaşlarımız iktidarın baskı ve zulmü karşısında dimdik ayakta duracak ve mücadeleye devam edecekler. Bizler, bu ülkenin mühendis, mimar ve şehir plancısı kadınları, işten atılan kadın arkadaşlarımızın hayatta kalma mücadelesine ve işlerine geri dönme mücadelesine omuz vereceğiz. Yarattıkları korku imparatorluğu ile bizleri sindirmeye, susturmaya çalışanlara sesleniyoruz.

Kadınlar artık susmayacaklar…

Sempozyum hazırlık sürecinde TBMM`de kabul edilen Anayasa değişikliği teklifi Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve 16 Nisan`da referandum kararı alındı.

Onlar sormadı ama bizler, bu ülkenin mühendis, mimar ve şehir plancısı kadınları, gündemin bu başat konusu hakkında duruşumuzun nasıl olacağını kamuoyuyla paylaşmayı bir gereklilik addediyoruz.

ANAYASA, örgütlenmiş bir toplumda devletin yönetim biçimini belirleyen, yasama, yürütme, yargılama erklerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların hak ve ödevlerini, özgürlüklerini saptayan ve düzenleyen yasadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ülkemizi yönetim biçimi Cumhuriyet olan;  parlamenter çoğulcu demokratik rejim; bağımsız yargı ve kuvvetler ayrılığı esasına dayalı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamaktadır.

Anayasamıza göre Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Bir toplumsal uzlaşı belgesi olan Anayasa değiştirilemez değildir. Toplumsal talepler, gelişimler, uluslararası taahhütler, daha demokratik katılım mekanizmaları oluşturmak ve benzeri daha birçok nedenle değişim ihtiyaç haline gelebilir. Nitekim, yakın tarihimizde kısa bir arşiv taraması yapıldığında demokratik kitle örgütleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan pek çok Anayasa taslak metinleri olduğu görülecektir.

Ancak 2002 yılından beri tek başına iktidar olan bir siyasal parti, tarihimizde benzeri olmayan radikal bir yaklaşımla, iki parti uzlaşısı ve iktidar partisi milletvekillerinin imzası ile başta biz kadınlar olmak üzere ülkemiz halklarının geleceğini yok edecek bir anayasa değişikliği teklifini önümüze koymuştur.

Sunulan teklif, ülkemiz toplumsal yaşamını daha ileri seviyeye çıkarma niyeti ile hazırlanmamıştır. Bu teklif, çoğunluğu elinde bulundurduğunu düşünen iktidar partisinin, parlamentoyu fiilen yok ederek, bütün yönetim sistemini tek bir adamın, sadece bir adamın ellerine teslim ettiği bir rejim değişikliği dayatmasıdır.

Kadınların yaşam tarzına saldırıların, her geçen gün artan kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin,  tacizin, tecavüzün sorumlusu iktidar partisi; dincilik ve milliyetçilik sosuna bulanmış cinsiyetçi anlayışıyla, bulduğu her fırsatta kadın ile erkeğin eşit olmadığını, kadının yerinin evi olduğunu, kürtajın cinayet olduğunu, sezaryene karşı olduğunu söyleyen, aile içindeki varlığı dışında kadın varlığını yok sayan bir adama, tek bir adama kadınların geleceğini teslim etmektedir.

 

Yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın göstergesidir.

 

Öngörülen rejim değişikliği ile bugün yaşamakta olduğumuz sorunların temel aktörü olan "tek adam" ve "onun seçtiği" milletvekilleri kadınların kazanılmış haklarını gün gün tırpanlama yerine kökten söküp atacaktır.

Cinsiyet ayrımcı politikaların vahim sonuçlarıyla mücadele etmeye çalışırken, tek bir kadının daha erkek şiddetine maruz kalmasına veya katledilmesine tahammülümüz kalmamışken, bizleri ortaçağ karanlığına hapsetmek isteyenlere bir çift sözümüz var. Mücadelemizi yürütürken yan yana geldiğimiz her mecrayı hedef alanlara, "siz susun biz konuşacağız", "biz söyleyeceğiz siz dinleyeceksiniz" diyenlere bir çift sözümüz var:

Adları zihnimize yüzleri kalbimize kazınmış kadınlar katledilirken de "HAYIR" diyorduk, taciz, tecavüz ve cinsel istismar haberleri örtbas edilmeye çalışılırken de…Her 10 kadından 4`ü fiziksel şiddet görürken de "HAYIR" diyorduk,  faillere ve katillere iyi hal indirimleri uygulanırken de…

En yetkili ağızlardan bize ve bedenimize ilişkin makbuller dökülürken de "HAYIR" diyorduk, aynı akıllar utanç yasaları çıkarmaya çalışırken de…

Kadınlar dışında herkes konuşurken, nerede ne giyeceğimizden nasıl yaşayacağımıza kadar her söz bize rağmen edilirken de "HAYIR" diyorduk, hangi mesleğin kime yakışacağı buyurulurken de… 

Şimdi de "HAYIR" diyoruz.

Biliyoruz ki; hangi inançtan, hangi kültürden, hangi ideolojiden olursa olsun; dünyanın her neresinden olursa olsun, tarih "HAYIR" diyenler tarafından yazıldı ve yazılmaya devam edecek. Nasıl ki 1960`dan bugüne akıllarda Trujillo diktatörlüğü değil de Mirabel kız kardeşler kaldıysa; "bugünlerden de geriye, bir yarına gidenler, bir de yarınlar için direnenler..." kalacak.

Adlarıyla zihnimize yüzleriyle kalbimize kazınmış kız kardeşlerimiz için, dizeleriyle ölümsüzleşen kadın şair Gülten Akın`ın dediği gibi;

 

"Selam olsun bizden önce geçene

 

Selam olsun dosta, hasa, çile çekene

 

Selam olsun dayanana, düşene

 

Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına"

 

"HAYIR" diyorduk "HAYIR" Diyoruz