Tüm Haberlere Dön
İSTANBUL NKP BASIN TOPLANTISI YAPILDI
Haberler İstanbul

İSTANBUL NKP BASIN TOPLANTISI YAPILDI

22 Aralık 2015 günü EMO İstanbul Şubesi`nde - Beşiktaş) gerçekleştirilen basın toplantısı; NKP İstanbul Yürütme Kurulu üyeleri Erhan Karaçay (EMO İstanbul Şubesi), Gazeteci Yazar Filiz Yavuz ve Onur Akgül (Kuzey Ormanları Savunması) tarafından sunuldu. Basın metninde, Japonya ve Hindistan arasında yapılan nükleer santral anlaşması, Rusya ile Türkiye arasında yaşanan kriz sürecinde Akkuyu Nükleer Santralının akıbeti değerlendirildi. Basın metninin tamamı ektedir.

BASIN METNİ

RUSYA İLE YAŞANAN KRİZ, NÜKLEER ENERJİNİN 
ve ÜLKEMİZİN DIŞA BAĞIMLILIĞINI İSPATLADI

Rus uçağının düşürülmesiyle Rusya ile ilişkiler bozulunca, dışa bağımlılığı azaltacağı iddia edilen Akkuyu nükleer santralinin maskesi düştü. Nükleer enerjinin inşaattan yakıta, her aşamada dışa bağımlı olduğu açıkça görüldü.
Türkiye ile Rusya arasında yaşanan kriz, Akkuyu Nükleer Santrali projesinin iptalini gündeme getirdi. Anlaşmanın uluslararası tahkime götürülmesinden ve tazminat ödemekten korkan Türkiye ve Rusya her şey yolunda dese de, bu siyasi kriz ortamında nükleer santral gibi en az 60 yıllık bir projenin yapılamayacağı ortada. Tüm bu yaşananlar, pahalı ve tehlikeli olduğu için ‘dışa bağımlılığı azaltacak` bahanesiyle pazarlanan nükleer santrallerin, söylenenin aksine dışa bağımlılığı artıracağını kanıtladı. 
Akkuyu için yapılan uluslararası anlaşma, santralin inşaatından işletmesine kadar tüm süreçte Rus devlet şirketini yetkili kılıyor. Yine aynı anlaşma gereği, Türkiye ihtiyacı olmasa bile santralden üretilen elektrik için, Rus devlet şirketlerinin sahip olduğu Akkuyu Nükleer A.Ş.`ye verilen 15 yıllık alım garantisi sonucu ödeme yapmak zorunda. Benzer bir anlaşma da Sinop`ta kurulmak istenen nükleer santral için Fransız ve Japon firmalarla yapıldı. Tüm bunlar, nükleer enerjinin söylenenin aksine dışa bağımlı bir enerji kaynağı olduğunun kanıtı. 
Enerjide bağımsızlık, inşaatından mühendisine, yakıtından işletmesine kadar her yönüyle dışa bağımlı olan nükleer santrallerle değil, eldeki enerjiyi daha tasarruflu ve akıllı kullanmakla, küçük ölçekli, doğaya zarar vermeyen ve halkın onay verdiği yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirmekle sağlanabilir. Böylece topraklarımızın kirlenmesinin, havamızın ve suyumuzun zehirlenmesinin önüne geçilebilir ve tüm canlıların geleceği korunabilir. 
AKP hükümetini, Türkiye`nin geleceğiyle daha fazla oynamadan, hata yaptığını kabul etmeye ve nükleer santral projelerinin hepsinden bir an önce vazgeçmeye ve birincil anayasal hakkımız olan yaşam hakkını korumaya davet ederiz.

ÇÜNKÜ BAŞKA BİR TÜRKİYE YOK!
ÇÜNKÜ BAŞKA BİR DÜNYA YOK!

 

FUKUŞİMA KURBANI JAPONYA, NÜKLEER TEKNOLOJİ İHRACIYLA TÜRKİYE`DEN SONRA HİNDİSTAN`DA DA CELLATLIĞA SOYUNUYOR

Fukuşima nükleer santral kazasının meydana geldiği 11 Mart 2011 tarihinde bir yıl kadar sonra Japonya, ülkesindeki tüm nükleer santrallerini deprem ülkesinde uyulmuş olması gereken güvenlik kriterlerini sağlayamadığı için kapatmak zorunda kaldı. Toplam 50 reaktörünün 48`i bugün kapalıdır ve uzun denetim ve testlerden sonra bu yıl sadece iki reaktörünü faal duruma getirilebilmiştir. Japonya, vatandaşlarının yüzbinlercesini yerinden yurdundan ve geleceğinden eden nükleer teknolojinin yaralarını henüz saramamış durumdayken, elindeki nükleer teknolojiyi ve yetişmiş insan kaynağını kendi ülkesinin sınırları dışında, nükleer santral kurma planları yapan ülkelerin hükümetleriyle anlaşma yapmak suretiyle değerlendirme yollarını aramaktadır. Kapitalist sistemin olanak tanıdığı bu ölümcül transfer yönteminin ilk kurbanı da Türkiye olmuş; siyasal iktidar Japonya ile yaptığı bir İkili anlaşma ile Sinop`a yapılacak nükleer santrali için Japonya-Fransa konsorsiyomu ile sözleşme yapmıştır.

Japon devleti 2013 yılında Türkiye ile Nükleer İşbirliği anlaşması yaparak Sinop`a bir nükleer santral kurulmasına ön ayak olduğu gibi bugün de benzer bir anlaşmayı Hindistan ile yapmaya girişmiştir. Açıktır ki buna benzer nükleer santral ihracı önümüzdeki yıllarda daha da artacak devletlerle iç içe geçmiş ya da doğrudan devlet kuruluşu olan enerji tekelleri bu teknolojiden kar etmenin yollarını aramaktan vaz geçmeyeceklerdir.

Bizler, nükleer santrallerin kapitalist sistem içerisinde herhangi bir meta gibi alışveriş unsuru kılınmasını son derece ürkütücü buluyor, Japonya`nın ve Rusya`nın nükleer santral gibi canlı yaşamının ve doğanın bugününü, yarınını riske atan projeleri pazarlamasını kınıyoruz. Çünkü tekrar tekrar hatırlanması gerekir ki nükleer santraller kurulduğu ilk yıllardan bu yana kazalara yol açmıştır. Çernobil`den tam 25 yıl sonra en yüksek tehlike derecesinde bir başka çeşit nükleer kaza yaşanabilmiştir. Kaldı ki bir kaza olmasa bile nükleer santrallerin çevrelerine radyoaktivite yaydığı, örneğin 5 kilometre yarıçaplı alanda özellikle çocuklarda kanser vakalarının yüksek oranda görüldüğü bilim insanlarınca ispatlanmıştır.

Halkın karşıtlığına rağmen hükümetlerin nükleer anlaşma yapmaktaki ısrarcı tutumu başka motivasyon kaynakları olduğuna işaret etmektedir. Hiroşima`ya atom bombasının atılışının yetmişinci yılında Japonya`nın nükleer santral anlaşmaları yapma eğilimi içerisinde olması, Japonya`nın şimdiye kadar imzaladığı nükleer silahsızlanma anlaşmalarına da aykırıdır.

Bu vesileyle dün Türkiye ile bugün Hindistan`la veya dünyanın herhangi bir başka ülkesiyle yapılacak nükleer anlaşmaların karşısında durduğumuzu yineliyor; Hindistan ve Japon hükümetlerinin acilen planladıkları bu Nükleer İşbirliği Anlaşmasından vazgeçmesini ve görüşmeleri durdurmasını bekliyoruz.

İstanbul NKP Sekretaryası