Tüm Haberlere Dön
ENERJİDE KAMUSALLIK ÖNERİLERİ
Haberler Genel Merkez

ENERJİDE KAMUSALLIK ÖNERİLERİ

10. TMMOB Enerji Sempozyumu’nun ilk oturumu “Enerjide Kamusallık” başlığına ayrıldı. EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil’in yönettiği oturumda, enerjinin kamu hizmeti olduğu vurgusundan yola çıkılarak, yaşanan çevre-enerji açmazına karşı “toplumsal fayda-maliyet analizi” yapılması gerekliliği üzerinde duruldu. ÇED sürecinin Toplumsal Çevresel Etki Değerlendirme olarak dönüştürülmesi de önerildi. Enerjinin metalaştırılmasının yarattığı toplumsal sorunlar masaya yatırılarak, enerjinin yeniden kullanım değeri bağlamında tanımlanması ve enerji yoksulluğuna karşı önlemler gündeme getirildi.

Fayda-Maliyet Analizi Yapılmalı
Prof. Dr. Aziz Konukman, Maden Mühendisi Mehmet Kayadelen ve MMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz`ın "Enerjide Toplum Yararı" başlıklı çalışması sunuldu. Kayadelen`in yaptığı sunumda, devletin kamu yararını gözetip gözetemediği sorgulanırken, mevzuatın bile bu amaca hizmet edemediği örnekler üzerinden anlatıldı. Mevzuatta yer alan hükümlerin dahi uygulanamadığına dikkat çekilen çalışmada, "Kamu yararı kavramı, muğlak ve kişilere, durumlara ve zamana göre değişebilmekte olduğundan, ölçülebilir olmadığından; yasama, yürütme ve yargının bu kavrama dayanan faaliyet ve kararları etrafındaki tartışmaların sonu gelmemektedir. Dolayısıyla kamu yararı ile ilgili üzerinde uzlaşılmış, ölçülebilir ve nesnel kriterlere ihtiyaç vardır" denildi. Bu kapsamda tüm dünyada da kullanılan hukuksal düzenlemeler ve fayda-maliyet analizlerine dikkat çekilen sunumda, bu yöntemlerden en çok kullanılan Fayda Maliyet Analizi üzerinde durularak, "ruhsat, izin, lisans, kamulaştırma, ÇED olumlu gibi kararların bu tür analizlerin sonucuna dayandırılması" gerektiğinin altı çizildi. Kayadelen, şunları söyledi:
"Mesela ÇED sürecinde kamu yararı gözetilmiyor. Topluma ait olan linyit, hidrolik, doğal kaynakların elektrik enerjisi üretiminde kullanılması için birilerine lisans ve ruhsat izni vererek anlaşmalarla ayrıcalık sağlanıyor. Buna karşın çevreye zarar vermelerine rıza gösteriliyor. Fayda-maliyet analizi ve bazı analiz tekniklerinin uygulanması, sağlıklı veri tabanı, iyi işleyen iş süreçleri ve yetişmiş insan gücünü gerektirir. Bu koşullar sağlanmalıdır."
Enerji Yoksulluğu Gündemde
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi`nden Prof. Dr. Seyhan Erdoğdu, "Enerji Yoksulluğu ve Sosyal Politika" adlı sunumunda enerji yoksulluğunun gizli bir yoksulluk türü olduğunu belirterek,  "Bizim ülkemizde sorun olarak tartışılma aşamasına henüz gelmemekle birlikte, batıda bir süredir tartışılıyor" dedi. Erdoğdu, "enerji yoksulluğu" ve "enerji yoksunluğu" arasındaki farkı şöyle anlattı:
"Vatandaşların enerji altyapısının yetersizliği nedeniyle enerji kaynaklarına ulaşamama haline ‘enerji yoksunluğu` diyoruz. Enerji yoksulluğu ise enerjiyi satın alamamak ya da satın almada zorlanmak anlamına gelmektedir. Özetle düşük gelirli hane halklarının elektrik ve gaz, kömür gibi enerji tüketim ihtiyaçlarını karşılayamamaları hali olarak tanımlanabilir. Enerji yoksulluğu, gelişmişlik düzeyi görece yüksek ülkelerde de yaygınlaşan bir kent yoksulluğu olarak karşımıza çıkmakta ve küresel çapta gelir dağılımındaki eşitsizliğin artışına paralel olarak artmaktadır."
Enerji yoksulluğunun enerji piyasalarındaki özelleştirmeye paralel olarak yaygınlaştığının altını çizen Erdoğdu, AB`de ilk olarak 2001-2002 yıllarında "enerji yoksulluğu" ifadesinin telaffuz edildiğini; önceleri gelişmemiş ülkelerin sorunu olarak görünürken, 2007-2008 krizinden sonra AB`de de ciddi sorun olmaya başladığını aktardı. "AB vatandaşlarının 54 milyonunun ısınma, yakıt yoksulu. Güney Avrupa`da sorun daha fazla" bilgilerini veren Erdoğdu, AB`nin 2009`daki direktiflerden sonra "Enerji piyasalarını kesinlikle rekabete açmalısın, ancak ticarileşme sürecinin zarar görmemesi koşuluyla piyasadaki en çok incinebilir, korunmaya muhtaç toplulukları koruyucu tedbirler almalısın" mesajı verdiğini anlattı. Bu konuda geliştirilen sosyal politikalar hakkında şu bilgileri verdi:
 "Enerji yoksulluğuna son verilmesi, yoksul hanelerin diğer yoksullukları ile başa çıkmalarında onları güçlendirecek bir araç olarak görülmektedir. AB ülkelerinde nüfusun yüzde 10.8`inin enerji yoksulu olduğu ifade edilmektedir. AB mevzuatına göre üye devletler elektrik ve gaz yoksulluğuna çözüm getirecek önlemler almak durumundadır. Enerji yoksulluğunu yasal olarak tanımlamış ülke sayısı az olmakla birlikte üye ülkelerin çoğunluğunda ‘zor durumdaki müşteriler` kavramının yasalarda yer aldığı söylenebilir."
Türkiye`de ise kapsamlı bir sosyal politika üretilmediğini belirterek, "2007-2014 döneminde konutların tükettiği elektriğin kilovat saat başına fiyatı reel olarak yüzde 33.9 artmıştır. Aynı dönemde elektrik ve gaz faturalarını ödeyemeyen hanelerin sayısı artarken, şirketler ödenmeyen faturaların tahsiline yönelik önlemler almışlar ve bu önlemler enerji yoksulu hanelerin durumunu daha da ağırlaştırmıştır" saptamasını yaptı.
Sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu`da değil, Antalya`da, Batı`da, İstanbul`da da elektrik faturalarını ödeyemeyen insanlar olduğuna vurgu yapan Erdoğdu, "Elektrik borcunu ödeyemediği için kendisini asan bile var" dedi. Erdoğdu, Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği`nin açıklamasına göre, 2014 yılında elektrikte abone sayısının 38.5 milyon olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:
"Yüzde 50`sinin faturasını ödeyememe sorunu var. Araştırmaya göre, vatandaşın yüzde 30`u ihbarnameden sonra, yüzde 10`u elektriği kesilince faturasını ödüyor. Elektriğini hiç ödemediği için, disconnect (elektrik bağlantısı olmayan) olan bölgeler var. Bazı bölgelerde bu oran yüzde 2."
Seyhan Erdoğdu, doğalgaz abonelerine ilişkin olarak da 10 milyonu geçen abone içinde 1.7 milyonunun borcunu zamanında ödeyemediğini, 2 milyon abonenin de gazının kesildiğini kaydetti. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı`nın (TEPAV) araştırmasına göre, ailelerin elektrik borcunu ödemek için çocuğunun gıda harcamasından kıstığını vurgulayan Erdoğdu, "Gaz bu kadar kritik değil, ama elektrikte aileler gıdadan tasarrufa gidiyor" dedi.
AB`nin yoksulluk ve enerji yoksulluğuna ilişkin politikasının, parçalanmış, muğlak ve dağınık olduğunu söyleyen Erdoğdu, Türkiye üzerinden şu karşılaştırmaları yaptı:
"Çok az ülkede, tarife yoluyla ya da elektrik şirketlerinin katkısıyla faturalara sübvansiyon uygulanıyor. Rekabeti bozacağı iddiasıyla elektrik dağıtım şirketleri sübvansiyona yanaşmıyor. Türkiye`de 2003 yılından itibaren kömür, gaz yerine enerji yoksulluğunda sosyal politikanın uygulandığı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye`de hemen her ilde birçok aile kömür yardımı alıyor. Altyapı hizmeti insan hakkı olmadıkça, enerji metalaştıkça, bunlar sosyal yardım konusu haline de gelmiştir. Enerjide ve enerji altyapı hizmetlerinde planlama ve kamusallık yeniden sağlanmalıdır."
Enerji Kullanım Değerine Döndürülmeli
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Koray Yılmaz, "Enerjinin Kamusallığını Politik İktisat Çerçevesinden Yeniden Düşünmek" başlıklı sunumunda "kamu ve kamusal alan" tanımı üzerindeki tartışmalara değindi. İnsanlık tarihinin uzun bir döneminde enerji harcayarak oluşturulan ürünün enerjiyi harcayanlar tarafından sahiplenildiğini belirtirken, "Herkesin üretici olduğu böylesi bir dönemde sonuç harcanan enerjinin kamu yani herkes için yararlı olmasıdır" dedi. Yerleşik tarıma geçilmesiyle enerjinin artık değere el koyanlar için faydalı olmasının söz konusu olduğunu ve üreticiler için artan oranda faydasız hale geldiğini anlatan Yılmaz, kapitalizm ile birlikte gelinen noktayı ise şöyle açıkladı: 
"Kapitalizmde amaç, harcanan enerji ve yapılan iş sonucunda ortaya çıkan şeyin satılmasıdır. Kullanım değeri değil, değişim değeri odaklıdır. Burada işin ya da enerjinin faydalı olması, ürünün satışına bağlıdır ki bu durum o ürünü meta haline getirir. Enerjinin üreticileri de artık işçileşmişlerdir. Kapitalizm geliştikçe ilave olarak sadece emek-gücü formunda insan enerjisinin değil, enerjinin bütünüyle metalaştığı bir süreçle karşılaşırız. Enerjinin onu üretenler ve ihtiyaçları bağlamında kullananlar açısından yani genel olarak kamu açısından faydası göreli olarak azalan bir seyir izlemiştir. Enerjide kamusallığı sağlayabilmek için değişim değeri değil, kullanım değeri bağlamında üretim ve tüketimi savunmak gerekir. Birinci olarak enerjiyi metalaştırma sürecinden çıkarmak gerekir. Enerjinin kamusal mülkiyete devri sağlanmalıdır. İkinci nokta enerjiyi değişim değeri bağlamında kullanan şirketler önemli oranda vergilendirilmelidir. Kamusal kaynakların özel amaçla kullanımı, yüksek vergilendirmeyi gerektirir. Bu vergiler, enerjinin kamusal üretimi ve yatırımlar için kaynak oluşturur. Üçüncü nokta, enerjinin kullanım değeri bağlamında tüketici olarak kullananlar için ücretsiz hale getirilmesidir. Sadece yoksullar için değil, tüm tüketiciler için ücretsiz olmalıdır. Kamunun, devlete indirgenmeden düşünülmesi, doğrudan demokrasi savunusu ile birleştirilmesi gerekir."
Toplumsal ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Önerisi
TMMOB Makine Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz "Enerjide Toplum Yararı İçin Kamusal Planlamanın Gereği" başlıklı sunumunda, enerji politikasının büyüme politikasına bağlılığına dikkat çekerek, büyümenin sorgulanmasını istedi. Türkyılmaz, şöyle devam etti:
"Biz eşitlikçi, özgürlükçü, adil, katılımcı, demokratik bir toplum için gelişme hızının arttığı, refaha dayanan bir politika istiyoruz. Başka bir dünya mümkün diyorsak başka enerji de mümkündür, yapılabilir diyoruz. Yeni kamu mülkiyeti anlayışı, hesapların açık ve şeffaf olması ile mümkün olabilir. HES yapacağım diyen suyu boruya hapsetmek, arazi gasp etmek yanlıştır, zeytinlikleri yıkmak doğa yıkımıdır. Kabul edilebilir enerji fiyatları uygulanmalıdır. Bedava olsun demiyorum elbette, çünkü gerçekçiyim."
Elektrik üretiminde kamusal planlamanın önemine vurgu yapan Türkyılmaz, ÇED sürecinin "Toplumsal ve Çevresel Etki Değerlendirmesi"ne dönüştürülmesini önerdi.
Oğuz Türkyılmaz, bir soru üzerine enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için öncelikle elektrik üretiminde doğalgazın payını düşürmek gerektiğini belirterek, "Arz kaynaklarını çeşitlendirmek lazım. Rusya`nın kucağında oyuncak olmamak lazım" diye konuştu.
Türkyılmaz, "Hükümet, Rus gazının kesilmesine karşı Katar ve Azerbaycan ile anlaşma yaptı. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
"Katar ve Azerbaycan`dan gelecek 1 milyar metreküp doğalgaz, Rusya bağımlılığını azaltmaz, sadece enerjideki arzımızı çeşitlendirir. Hükümetin yaptığı şey, bu iki ülke ile mutabakat zaptı imzalamaktır. Gaz anlaşmasının hazırlanması yıllar sürer! Bu doğalgaz, lojistik olarak nereye, nasıl gelecek? Hangi gemilerle hangi periyotlarla gelecek? Gelirse, nereden nasıl verilecek? Gazın basılacağı yer Aliağa ve Ereğli`dir. Azerbaycan fazla doğalgaz veremez. Şahdeniz Projesi tam kapasite çalışırsa Azerbaycan`ın fazla gaz vermesi mümkün olabilir."