Samsun Atatürk Kültür Merkezi`nde 4 Aralık 2015 tarihinde gerçekleştirilen "Özelleştirmeler ve Sonuçları" oturumunda, enerji alanındaki özelleştirmeler farklı sektörler bazında ayrı ayrı ele alındı. EMO Enerji Çalışma Grubu Başkanı Nedim Bülent Damar`ın yönettiği oturumda, ilk sözü Petrol Mühendisleri Odası`ndan Necdet Pamir aldı.
Enerji Güvenliği Artık Daha Büyük Sorun
Türkiye`de petrol sektöründeki özelleştirmeleri anlatan Petrol Mühendisleri Odası`ndan Necdet Pamir, "Türkiye, tükettiği enerjinin yüzde 73.5`ini ithalatla karşılayabilen ve enerji ithalatına toplam ithalatının dörtte birini ödemek zorunda kalan bir ülkedir" dedi. Petrol ve doğalgazdaki yüzde 90`ın üzerindeki dışa bağımlılığa dikkat çeken Pamir, şu bilgileri verdi:
"Neredeyse tamamen dışa bağımlı olduğumuz bir kaynak konumundaki doğalgazın yüzde 73`ü Rusya ve İran`dan, petrolün ise yaklaşık yüzde 75`i Rusya, İran ve Irak`tan temin edilmektedir."
Pamir, iktidarın yürüttüğü dış politika nedeniyle enerji güvenliğinin daha büyük bir sorun haline geldiğine dikkat çektiği konuşmasında, petrol sektöründeki özelleştirme süreçlerini tek tek anlattı. TPAO ve BOTAŞ`ın da özelleştirilmesinin hedeflendiğini belirten Pamir, "Türkiye`nin 21 yıllık özelleştirme uygulamasının sonuçları ve toplumsal maliyetleri gerek sektörümüz, gerek de ülkemiz için değerlendirildiğinde TÜPRAŞ, Telekom, Erdemir, POAŞ, TEKEL, Eti Seydişehir Alüminyum özelleştirildi. Ama devletin geliri artmadı. Devletin borcu azalmadığı gibi katlanarak arttı, piyasaya yabancı tekeller hakim oldu. Özelleştirme sonrasında petrol alt sektöründeki kuruluşlarda en az yüzde 15 en çok da yüzde 100 oranında ortalamada yüzde 39 istihdam daralması yaşanmıştır. Bu kuruluşların önemli kısmında sendikal faaliyet yapılamamaktadır. Ülkemizde 1986 yılında hız kazanan ve AKP döneminde en yüksek seviyesine ulaşan özelleştirmeler sonucunda, KİT`lerin milli gelire katkısı yüzde 6`dan yüzde 1`e gerilemiştir. 1985 yılı ile 2014 yılı ikinci çeyreği arasındaki 30 yılda KİT`lerde toplam 533 bin istihdam kaybı yaşanmıştır.""
Petrol sektörünün yapısı gereği dikey bütünleşik biçimde yapılandırılması gerektiğinin altını çizen Pamir, enerjide özelleştirmeye son verilmesini, daha önce yapılan özelleştirmelerde de hukuksuzluk saptananların yeniden kamulaştırılabileceğini kaydetti.
Madencilikte Kamunun Adı Yok
Maden Mühendisleri Odası`ndan Nejat Tamzok sunumunda madenlerde özelleştirmeleri ve taşeronlaştırmayı inceledi. Yatırımların yapılmaması, kapatma ve özelleştirmeler yoluyla madencilik sektöründe özel sektör ağırlıklı bir yapıya geçildiğini belirten Tamzok, bugün bor ve kömür dışında kamunun kayda değer bir üretimi bulunmadığını kaydetti. Özelleştirme sonuçlarının hedeflendiği belirtilen amaçlarla da uyuşmadığını kaydeden Tamzok, özelleştirme sonrasına ilişkin incelemelerini şöyle aktardı:
"Özelleştirilen madencilik kuruluşlarında, özelleştirme öncesi kar etmeyen bazı işletmelerin özelleştirme sonrasında da kara geçmediği, bu kuruluşlardan bazılarının kapanmak zorunda kaldığı, özelleştirme öncesi karlı çalışan kuruluşların bazılarının ise özelleştirme sonrası zarar etmeye başladıkları görülmektedir. Sürecin sonunda sabit sermaye yatırımları içerisinde madencilik yatırımlarının payı düşmüştür. Yeni giren firmaların kurumsallaşma düzeyi çok zayıftır. Bu şirketlerin madencilik deneyimi yok, sermaye yapısı çok zayıf. Ar-Ge, etüt, insan kaynağına yönelim çok zayıf. Mühendislik yapısı son derece sınırlı. Süreç içinde kamu yatırımlarından da vazgeçilmiş, ancak artacağı varsayılan özel sektör yatırımlarında ise ciddi sayılabilecek bir artış olmamıştır. Bu süreçte madencilik sektörünün olmazsa olmaz kuralı planlama düşüncesinden vazgeçilmiş, sanayi sektörleriyle entegrasyonu göz ardı edilmiştir. Üretilen hammaddeyi dışarıya satarak döviz peşinde koşma özelliği, özelleştirmeler sonrasında daha da belirginleşmiştir."
Hedefler Bir Yanda Gerçekler Bir Yanda
EMO Enerji Birim Koordinatörü Olgun Sakarya, özelleştirmenin amaçları ve gerekçelerini sorguladığı sunumunda, "Elektrik piyasasında şeffaflık sağlanmış mı? Elektrik kesintilerinden yakınan kullanıcı şikayetleri giderilmiş mi? Kullanıcılar sorunlarını iletebilecekleri muhatap bulabiliyor mu? Aboneliğin iptalinde güncellenerek iadesi gereken bedeller kullanıcılara sorunsuz ödeniyor mu? Son ödeme tarihini bir iki gün geçiren abonelere ikinci ihbar gönderilmeden elektrik kesintisine gidiliyor mu? Serbest tüketiciler tedarikçi seçme hakkını özgürce kullanabiliyor mu?" soruları üzerinden özelleştirmelerin ardından kullanıcıların karşı karşıya kaldıkları sorunlara ayna tuttu.
Elektrik üretiminde yerli-ithal kaynak oranlarında 2000`li yıllardan itibaren tersine bir gelişim yaşandığını grafik ve verilerle gösteren Sakarya, elektrik üretiminde kamu ve özel sektör payının da tam tersine dönmüş durumda olduğunu ortaya koydu. Dağıtım şirketlerinin hedef kayıp ve kaçak oranlarını tutturamadıklarını, hedeflerin sürekli değiştirildiğini anlatan Sakarya, bu anlamda da özelleştirmelerin başındaki amacın gerçekleşmediğine dikkat çekti. Tarife grupları bazında elektrik fiyatlarını masaya yatıran Sakarya, özelleştirme süreciyle birlikte tarifelerin artan yükseliş eğilimini gösterdi.
Olgun Sakarya, özelleştirmelerin ardından çıkarılan mevzuatla kamuya yıkılan sokak aydınlatmasındaki maliyetlere değinerek, yalnızca 2014 yılında dağıtım şirketlerine 1.1 milyar TL aydınlatma bedeli ödendiğini bildirdi. Aydınlatma tarifesinin, dekoratif-reklam aydınlatması ve genel (cadde-sokak) aydınlatma olarak iki alt tarife grubuna ayrıldığını anlatan Sakarya, aynı hattan aynı enerji ile beslenen bu aydınlatmalardan bedeli Enerji Bakanlığı ile belediyeler tarafından ödenen genel aydınlatma tarifesinde son iki çeyrekte enerji bedeli yüksek tutularak dağıtım şirketlerine kaynak aktarıldığına dikkat çekti.
Dağıtım ve perakende satış hizmetlerinin iki ayrı tüzel kişilik halinde ayrıştırılmasıyla birlikte faturalara gelen yüklerin de arttığını ifade eden Sakarya, bu kapsamda son olarak bazı şirketlerin perakende satış şirketlerine yönelik aktarım içerecek şekilde EPDK tarafından yatırımlarını artıran yeni bir karar alındığını kaydetti. Sakarya, elektrik dağıtım şirketlerinin kurdaki artışı gerekçe göstererek zam istediklerinin basına yansıdığını anımsattı.
Sakarya, Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı Taslağı`nda elektrik vergisi ve iklim değişikliği vergisinin gündeme getirildiğini, böylece kullanıcılara yeni vergi yükleri getirilmek istendiğini söyledi.
Olgun Sakarya, sözlerini şöyle tamamladı:
"Elektrik enerjisi, insan yaşamının zorunlu bir ihtiyacı, ortak bir gereksinim olarak toplumsal yapının vazgeçilmez bir öğesidir. Sosyal devlet anlayışında tedarik ve sunumu kamusal bir hizmeti gerekli kılar. Elektrik enerjisinde üretim, iletim ve dağıtım faaliyetleri arasında organik bir bağ söz konusudur. Bu nedenledir ki, bu üç faaliyet alanının eş zamanlı ve merkezi bir planlama anlayışı içinde yürütülmesi zorunludur."
HES`ler Hatalar Yumağı
Meteoroloji Mühendisleri Odası`ndan İsmail Küçük "Sudan Enerji Mi? Ama Nasıl?" ülkemizin hidrolik potansiyelinden bunun değerlendirilmesine, HES proje süreçlerinden ÇED uygulamalarına varıncaya kadar sorgulayıcı bir sunum yaptı. Hidrolik bir çalışmada Elektrik İşleri Etüt İdaresi`nin mühendislik hizmetleri normlarına göre 20 yıllık süreci kapsayan akım değerlerin hesabının gerektiğini belirten Küçük, Türkiye`nin mevcut potansiyeline ilişkin verilerin ve söylemlerin gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. HES sürecinde tüm hesapların kurulu güç üzerinden yapıldığını, şimdi elektrik üretemeyen santralların var olduğunu, gelinen aşamada verilen zararın kabul edilerek "Ufak dereleri mahvediyoruz" açıklaması yapıldığını anlatan Küçük, "10 megavattan daha küçük HES‘lere izin verilmeyeceği söylendi. Bu da doğru değil" dedi. Lisanssız HES`lerin de gündemde olduğuna dikkat çeken Küçük, hidrolik potansiyele ilişkin projelerin havza planlaması olmadan ortaya konulmasını eleştirdi. "Planlama olsaydı havzada ne olacağı ortaya çıkardı" diyen Küçük, yapılan uygulamaların bütün bir hataya işaret ettiğini ifade etti. Küçük, "1900 civarında HES, çoğu uydurulan projedir. Şu ada 523 HES projesi iptal edilmiş durumdadır. Bu, az rakam değildir" dedi.
‘Yeni Türkiye Soma`dır`
Ordu Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü`nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım "AKP`nin Ekonomi Politiği Açısından Soma Katiamı ve Halkçı-Kamucu Bir Çıkış Yolu" başlıklı sunumunu yaptı. "Yeni Türkiye Soma`dır" saptamasıyla başlayan Yıldırım, "Soma Katliamı`ndan kurtulan kişi "Bizler ahtapotla karşı karşıyayız" dedi. Bir tarafında polis, imam, sendika, şirket ve devlet var. Bu baskı ortamı, ahtopot gibi Türkiye`yi sarmıştır" diye konuştu. Yıldırım, enerji politikasında yağmanın neden değil, sonuç olduğunu belirtti. Ekonomideki demir çelik, çimento ağırlığının enerjide ithalat bağımlılığını getirdiğini kaydeden Yıldırım, bir yandan ekonomik krizden çıkış olarak bu sektörlere yönelen ekonominin enerjide dışa bağımlılığı azaltmaya çalışırken aslında bir kısır döngüye girdiğini anlattı. Soma Katliamı`nın da bu ekonomik dönüşüm programının sonucu olduğunu ifade eden Yıldırım, şöyle konuştu:
"2012 dönüm noktasıdır, termik santralların dönüşüm programına alınması ile yeni termik santrallar ile muazzam teşvik sistemi geliştirildi. İstedikleri kadar linyit kömürüne dayalı enerji üretimine götürsünler, doğalgazı telafi edecek kaynak yok. Daralan pazarla birlikte, AKP krizi fırsata çevirdi. Rusya krizinden sonra AKP enerjide madencilik alanında yeni saldırı mekanizmasına dönecek."
Kavramların da kirlendiğine dikkat çeken Deniz Yıldırım, "İleri demokrasi denince akla bir kişi geliyor. Kavramların da içeriği ele geçirilmiş durumda. AKP, enerji yağması olacağı zaman acele kamulaştırma diyor. Nerede saldırı olacak üstün kamu yararı diyor. Onlar kamu kelimesini bizden çok kullanıyor. Piyasacı, neoliberal yapı kendi kamusunu yeniden yapılandırdı. Tepemizde bu kavramla tepiniyor. AKP, kamu-özel ortaklığı diyor. Bizim anlamamız gereken kamu ise farklı. Özelleştirmenin tanımı değişti, devletin kendisi özelleşti. Devlet eşittir kamu diyemiyoruz artık. Halkçılık ve emek eksenli kamu kelimesini tanımlamalıyız. Kamuculuğu, emek eksenli, halkçı eksenli tanımalıyız."