Tüm Haberlere Dön
IV. ELEKTRİK TESİSAT ULUSAL KONGRESİ VE SERGİSİ BAŞLADI
Haberler Samsun

IV. ELEKTRİK TESİSAT ULUSAL KONGRESİ VE SERGİSİ BAŞLADI

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şubesi tarafından düzenlenen IV. Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi ve Sergisi, 21 Ekim 2015 tarihlerinde İzmir Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi`nde çalışmalarına başladı. Sempozyumun açılışında 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen katliam kınanarak, siyasal iktidarın mühendisliği geriletilmesi yönelik çabalarına karşı bilimsel etkinliklerle sergilenen direnişinin sürdürüleceği vurgulandı. 4 gün boyunca sürecek etkinlik, bildiri oturumları, paneller ve kongreye paralel gerçekleştirilen sergi ile çalışmalarını sürdürüyor.

IV. Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi ve Sergisi, 21Ekim 2015 tarihlerinde saygı duruşunun gerçekleştirilmesiyle başladı. Sempozyum açılışında ilk olarak konuşan IV. Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi ve Sergisi Yürütme Kurulu Başkanı Özcan Uğurlu, etkinlik hazırlıklarına ve içeriğine ilişkin bilgiler verdi. Kongre‘nin "Elektrik Tesislerinde Güvenlik" ana temasıyla gerçekleştirdiğini hatırlatan Uğurlu, etkinlikte özellikle "can güvenliğine" ilişkin meslek alanlarındaki temel sorunların bilimsel ve teknik gelişmeler ışığında irdeleyeceğini ve çözüm önerilerinin geliştireceğini bildirdi. Etkinlik kapsamında 8. Ulusal Aydınlatma Sempozyumu, 3. Yapı Elektronik Sistemleri Sempozyumu, 2. Güç ve Enerji Sistemleri Sempozyumu ile Serbest Müşavir Mühendis (SMM) Forumu düzenleneceğini kaydeden Uğurlu, şu bilgileri verdi: 

"Kongre kapsamındaki 2. Güç ve Enerji Sistemleri Sempozyumu‘nda 15 oturumda 45 bildiri sunumun yanında ‘Maden İşyerlerinde Elektrik Tesisatlarının Tasarım, Uygulama, Denetim ve Güvenliği‘ ile ‘İletim Şebekesi ve 31 Mart 2015 Sistem Çökmesi` başlıklı iki panel de gerçekleştirilecek."

3. Yapı Elektronik Sistemleri Sempozyumu‘nda ise düzenlenen 8 farklı oturumda ise 27 bildiri sunulacağını belirten Özcan, bu sempozyumda ise "Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmeliğin Meslek Alanlarımız Açısından Değerlendirilmesi" ile "Yapı Elektronik Sistem ve Tesisatlarına İlişkin Uygulamalar" başlıklı 2 özel oturum da gerçekleştireceğini belirtti. 

Aydınlatma Türk Milli Komitesi ile birlikte düzenlen 8. Ulusal Aydınlatma Sempozyumu‘nda da 8 oturumda 32 bildiri ve proje sunumu yapılacağını vurgulayan Uğurlu, mimaride, endüstriyel tesislerde, yol ve otomotiv alanlarındaki aydınlatma uygulamaların masaya yatırılacağının altını çizdi. 

EMO üyesi serbest müşavir mühendislere (SMM) yönelik düzenlenen forumda ise 3 farklı oturumda "Mesleki Denetim Uygulamaları", "Kamu Kurumları ve Elektrik Dağıtım Şirketleriyle Yaşanan Sorunlar" ile "Yapı Elektronik Sistemlerine İlişkin Uygulamalar" ele alınacağını ifade eden Uğurlu konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Kongrede, meslek alanımıza yönelik 16 yabancı uzman konuşmacının katılımı ile ‘Patlayıcı Ortamlarda Güvenlik`, ‘Kablolar`, ‘KNX Uygulamaları ve Akıllı Binalarda Enerji Yönetimi`, ‘Veri Merkezi Teknolojileri`, ‘Fotovoltaik Sistemler`, ‘Maden İşyerlerinde Elektrik Tesisatları`, ‘Kablosuz İletişim Teknolojisi` ve ‘Yüksek Performanslı Binalar` konularında önemli bilgilendirmeler yapılacak. 

Üniversite-sanayi işbirliğinin sağlanması, mühendislik uygulamalarına ilişkin bilimsel ve teknolojik gelişmelerin tartışılması amacıyla gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizde, ülke çapında elektrik, elektronik, enerji, aydınlatma, otomasyon alanlarının bileşeni konumundaki meslektaşlarımızın yanı sıra kamu ve özel kuruluşların temsilcileri de ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz.

Etkinliğe paralel olarak düzenlenen sergide, stantlarıyla katılan sektörde başat 55 yerli ve yabancı firma ise yeni teknolojileri içeren ürünlerini ve hizmetlerini tanıtacak." 

Etkinlik kapsamında düzenlenen "elektrik müzesi"nin geçmiş yıllarda büyük ilgi gördüğüne dikkat çeken Uğurlu, "Özetle; bu kongrede bilgiler paylaşılacak, sorunlar tartışılacak, bunu yanı sıra sergi alanında eski ve yeni teknolojiler bir arada görülebilecek." 

Etkinliğin mühendislik birikimi artırmayı ve "elektrik tesisatı" alanındaki sorunlara dünyadaki bilimsel ve teknik gelişmeler ışında çözüm önerileri getirmeyi hedeflediklerini vurgulayan Uğurlu, "etkinliğimizin, özellikle enerji alanındaki karar vericilere ve politika yapıcılara yol göstermesini diliyoruz" dedi. 

EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mahir Ulutaş ise konuşmasına etkinliğin hem ülkenin hem de meslek örgütlerinin zor şartlar altında bulunduğu bir dönem de gerçekleştirildiğine dikkat çekerek başladı. EMO`nun sadece teknik ve ilgili sektörlerin ihtiyaçları doğrultusunda etkinlikler düzenlemediğini vurgulayan Ulutaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Etkinliklerimizi, meslektaşlarımızın gelişimi takip edilebilmesinin yanı sıra ülkemizin bilimsel ve teknolojik gelişimine de katkı sağlayacak şekilde planlamaya özen gösteriyoruz. Üniversitelerden değerli akademisyenlerimizin yanı sıra yurtiçinden ve dışından çok sayıda uzman meslektaşımızın katımıyla, bilimin ve teknolojinin kamu yararına kullanılmasına ilişkin önümüzdeki 4 gün boyunca hep birlikte önemli bir adım atacağımıza hatta bir sıçrayış gerçekleştireceğimize inanıyoruz."

Konuşmasında Aydınlatma Türk Milli Komitesi‘yle birlikte gerçekleştirilen 8. Ulusal Aydınlatma Sempozyumu‘nda ilişkin bilgiler veren Ulutaş, "Meslek alanlarımıza ilişkin üniversiteler, diğer akademik yapılar ile yaptığımız işbirliklerimizi, derinleştirerek sürdüreceğiz" dedi. 

"Hepimiz Oradaydık"

Ankara`da 10 Ekim`de yaşanan bombalı saldırının bir milat olarak gördüğünü ifade eden Ulutaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Hepimiz oradaydık ve asla unutmayacağız, "Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi" diyen yüzün üzerinde güzel insan, halka karşı açık bir savaş ilanı olan bir hain saldırıyla öldürüldü. Yüzlerce insan yaralandı. O güzel insanları da bu katliamı yapanları ve yaptıranları da asla unutmayacağız.

Asla affetmeyeceğiz, savaştan medet umanları, kardeş Ortadoğu halklarının yurtlarında rejim değiştirme hayali ile cihatçı çeteleri tırlar dolusu destekleyenleri, halkların onar yüzer ölümüne yol açanları, milyonlarca insanı mülteci konumuna düşürenleri ve sonuç olarak dün Suruç`ta,bugün Ankara`da ve yarın kimbilir daha nerede savaşı topraklarımıza getirenleri asla affetmeyeceğiz.

Uzun uzadıya bir analize gerek yok. Hiç şüphesiz bu saldırı; ülkemizin-artık ne kadar kaldıysa- barış, huzur ve kardeşlik iklimini sabote ederek, büyük bir kaos yaratmayı, umutsuzluk ve korku yayarak yurttaşlarımızı demokratik haklarını kullanmaktan yoksun bırakmayı amaçlamaktadır. Ancak bütün bu katliamlara rağmen Türkiye`nin demokrasi güçleri kazanacaktır. Kirli savaştan beslenenler kaybedecektir.

Tüm emek, barış ve demokrasi güçleri olarak yan yana duracağız ve barış içinde, kardeşçe bir arada yaşayacağız, halkçı, cumhuriyetçi, laik ve kamucu bir ülke yönetimini inşa edeceğiz. 

Ve sonuçta halk kazanacak."

Mühendislik örgütü olarak etkinliklerde teknik ve bilimsel oturumlara ağırlık verdiklerini kaydeden Ulutaş, "Diğer yandan mesleğimizi uluslararası standartlar sürdürebilmemizin yolu, konuların aynı zamanda siyasal ve toplumsal açıdan da irdelenmesinden geçiyor. Etkinlik bu anlamda da mesleki gelişimimize katkı sağlayacak özel oturumlar ve paneller içeriyor" dedi. 

Meslek alanlarına ilişkin son iki yılda yaşanan bir dizi felaket ve katliam yaşandığını ifade eden Ulutaş, Soma başta olmak üzere maden ocaklarında yaşanan işçi kıyımlarına dikkat çekti. Ulutaş, Soma`daki gözlemlerini şöyle aktardı: 

"Soma‘daki felaketin ardından maden ocağına ilk ulaştığımızda üretimin 19. yüzyıldan kalma bir teknikle gerçekleştirildiğini gördük. Tüm dünyada kullanılan yine bizim meslektaşlarımızın gerçekleştirdiği yeni otomasyon sistemleri ile zehirli, yanıcı, patlayıcı gazlara ilişkin erken uyarı, tespit ve havalandırma sistemlerinin olamadığını, maden ocağının kamu tarafından işletildiği dönemden kalma ekipmanların dahi sağlıklı bir şekilde işletilmediğini tespit ettik." 

Etkinlikte konunun detaylı bir biçimde tartışılacağını vurgulayan Ulutaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Türkiye‘nin mühendislik birikimi, bu madenlerin sağlıklı koşullarda üretim yapılmasını sağlayacak düzeydedir. Bu teknik gelişmişlik düzeyine bu etkinlikle de önemli katkı sağlamayı hedefliyoruz. Ancak temel sorunumuz; son 30 yıldır uygulanan ve AKP döneminde oldukça ağırlaşan neo-liberal ekonomik politikalarından kaynaklanmaktadır. Özelleştirme ve piyasalaştırma olarak ifade ettikleri ve uygulamada "taşeronlaştırma" ve "dayıbaşı" sistemine denk gelen bu dönüşüm, ülkemiz için ciddi bir yıkım haline gelmiştir. Kamu denetiminin de zayıflatılmasıyla, kar güdüsüyle, maliyeti çok düşük işçi sağılığı ve güvenliği yatırımlarının bile yapılmadığı bir dönemi ne yazık ki hep birlikte yaşıyoruz." 

Son iki yılda benzer sıkıntılar asansör ve kamuya açık binalardaki yangınlarda da karşımıza çıkıyor. Bu konular da etkinliğimiz kapsamında özel oturumlar ve paneller aracılığıyla irdeleyerek, çözüm öneriler geliştireceğiz."

"Arz güvenliği Risk Altında" 

Meslek alanlarına piyasanın inisiyatifine terk edilmesiyle karşılaştıklarını sorunlara bu yıl, iletim şebekesinden yaşanan sistem çökmesin de eklendiğini belirten Ulutaş, "Dünyanın sayılı sistem çökmelerinden biri olan ve tüm ülkeyi 8 saat boyunca elektriksiz bırakan kesintinin teknik nedenlerinin altından da bu neo-liberal politikalar ile karşılaşmak açıkçası bizleri şaşırtmadı" dedi. Kesintinin temel nedeni; "sistemin anlık yük ve üretimin dengelenmesine ilişkin temel teknik kriterin fiyat dengesiyle baskılanması" olarak açıklayan Ulutaş, "Enerji alanında 2001 yılında bu yana ağır biçimde sürdürülen piyasalaştırma faaliyetleri artık sistem bütünlüğü için ön şart niteliğinde olan iletim sisteminin dengelenmesi sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır" diye konuştu. 

Peş peşe 2 genel seçimin olduğu 2015 yılında iktidarın, üretimde kar ve zarar dengesi gözeterek, elektrik tarifelerine zam yapmaya gerek kalmayacak bir üretim yapısını işletmeye çalıştığına dikkat çeken Ulutaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Bu yapının en belirgin özelliği; termik santrallardaki üretim düşürülerek, ucuz hidrolik santrallardaki üretimin yükseltilmesidir. Seçim öncesi dağıtım şirketlerinden gelen zam baskısı ile üretim maliyetlerini aşağıya çekebilmek için siyasal iktidar, teknik kriterler yerine ideolojik bir tercih yaparak, ülkenin doğusuna yoğunlaşmış hidrolik kaynaklara yüklenmiş ve büyük elektrik kesintisi yaşanmıştır."  

Siyasiler "Mühendisliğe" Soyunuyor

Meslek odaları sık sık "siyaset yapmak" ile suçlandığını hatırlatan Ulutaş, iletim şebekesinin sağlıklı işletilmesinin bir mühendislik işi olduğunu vurgulayarak, anlık üretim ve yük dengesinin seçim öncesi oy kaybını önlemek adına zam yapmak zorunda kalmamak istememesi nedeniyle bozulduğunu vurguladı. Siyasi iktidarın mühendisliğe soyunmasıyla bu tablonun oluştuğunu belirten Ulutaş, "Önümüzdeki 4 gün, ülkemize reva görülen bu karanlığa karşı, Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi‘nde bilimin ışığında bir ‘direniş` alanı oluşturacağız" dedi. Ulutaş, Ülkenin geldiği nokta itibariyle bilimsel faaliyetlerin tümünün Ortaçağ karanlığına karşı bir direniş alanı haline dönüştüğünü vurguladı. 

Ekonominin sıcak para girişine bağlı olarak dışa bağımlı, kentsel ve doğal alanların yağmalanmasına rağmen inşaat sektörünü temel alan, enerji, iletişim, sağlık gibi tüm temel altyapı alanlarının özelleştirilmesine dayalı olarak yürütüldüğünü kaydeden Ulutaş, bu modelin ülkeyi fakirleştirerek, gelir dağılımındaki uçurumu büyüttüğünü vurguladı. Elektrik enerjisi alanı başta olmak üzere, tüm temel altyapı alanlarını yönetilemez hale getirildiğini kaydeden Ulutaş, "Rantta, çevrenin tahrip edilmesine ve betonlaşmaya dayalı geçici büyümenin tercih edilmesi meslek alanlarımızın karşı karşıya kaldığı en büyük sorundur. Bu model diğer yandan ülkemizdeki mühendisleri, ‘gelişmiş` tabir dilen ülkelerdeki, bir kısmı beyin göçüyle ülkemizden giden meslektaşlarımızın geliştirdiği ekipmanların kullanıcısı ve montajcısı haline de dönüştürmektedir" diye konuştu.

"Bilgi yoğun Dönüşüme İhtiyaç Var"

Bir paradigma değişimine ihtiyaç olduğunu belirten Ulutaş, bekledikleri değişimi şöyle ifade etti: 

"Çevreye ve kentsel, tarihsel dokunun korunmasına saygılı, bilgi yoğun, teknoloji yoğun bir sanayileşme ve enerji politikalarının merkezi bir plan ve kamusal anlayışla yeniden ele alınması ülke için yaşamsal bir hale gelmiştir."

Emek yoğun-enerji yoğun bir üretim modeli içerisinde çelik ve çimento gibi sektörlerin yaygınlaşmaya devam ettiğini kaydeden Ulutaş, "Bilgi yoğun, yüksek katma değerli, çevre dostu, yerli üretim teknolojilerine dönük bir Ar-Ge ve sanayileşme politikasının, her yıl ortalama yüzde 8 oranında artan elektrik enerjisi alanındaki sürdürülemez gidişi çok geç olmadan geri çevirebilecek en önemli etken olacağı bilinmelidir" diye konuştu.

"Mühendisliğin Geriletilmesine Karşı Mücadele" 

Son dönemde TMMOB Yasası‘nın değiştirilmesine yönelik girişimler de dahil olmak üzere meslek odalarının bir dizi baskı ve sindirme uygulamasıyla karşı karşıya kaldığını belirten Ulutaş, "Odalarımızın ve meslektaşlarımızın yetkilerinin budanmasına yönelik bu girişimler ile ‘siyasilerin mühendisliğe soyunması` olarak nitelendirdiğim faaliyetlere hız kazandırılmasının hedeflendiği tüm kesimler tarafından doğru algılanmalıdır. Sonuçları çeşitli felaketlerle karşımıza çıkan ‘mühendisliğin geriletilmesi`ne karşı bugün olduğu gibi önümüzdeki dönemde de bilimsel etkinliklerle direnişimizi sürdürme kararlığındayız" diye konuştu.

Aydınlatma`da Led Dönüşümü 

Ulutaş`ten sonra konuşan Aydınlatma Türk Milli Komitesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Rengin Ünver, komitenin çalışmalarına ilişkin bilgi vererek, aydınlatmaya ilişkin düzenlenen bilimsel etkinliklere değindi. Ulusal Aydınlatma Sempozyumu`nun EMO ile işbirliği içinde önce Diyarbakır ardından Ankara`da son dönemde ise İzmir`de düzenlendiğini belirtti. Aydınlatma Türk Milli Komitesi`nin Uluslararası Aydınlatma Komitesi`nin üyesi olarak uluslararası etkinliklere katıldığını vurgulayan, bu alandaki uluslararası deneyimlerin ve yeni gelişmelerin sempozyum aracılığıyla Türkiye`ye taşındığını ifade etti. 

Enerji Verimliği Kanunu`nda aydınlatma alanına ilişkin de düzenlemelerinin olduğunu hatırlatan Ünver, 2020 yılında aydınlatmada yüzde 70`ler ölçüsünde led kullanılmasının beklendiğini kaydetti. Elektrikten ışık üretimin için ilk geliştirilen 1880 yılında ilk geliştirilen ampullerin zaman içinde yerini led teknolojisine bıraktığını belirten Ünver, özellikle yol aydınlatmalarında led teknolojilerinin yaygınlaşmasına ilişkin beklentisini ifade etti. Aydınlatmanın çok disiplinli bir alan olduğunun altını çizen Ünver, aydınlatma tasarımının başlı başına bir mühendislik alanı olduğu dile getirdi. Türkiye`de aydınlatma dersi bulunan eğitim kurumu sayısının düşük olduğunu vurgulayan Ünver, düzenlenen etkinlik ile bu alandaki çalışmalara katkı sağlanacağının altını çizdi. Sempozyumun EMO işbirliği ile gerçekleştirdiğini hatırlatan Ünver, işbirliğinin artarak sürdürülmesinden duyduğu memnuniyetini ifade etti.

Tek Başın İktidar Olma Hırsı

Ünver`in ardından kürsüye gelen EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil ise EMO`nun düzenlediği bilimsel etkinliklere ve yüksel lisans ve doktora öğrencilerine yönelik olarak gerçekleştirdikleri akademik kampları uzun uzun anlatmak istemesine rağmen açılış konuşmasını büyük ölçüde Ankara`da yaşanan katliama ayırmak zorunda kaldığını ifade ederek başladı. AKP`nin tek başına iktidar olma hırsıyla ülkeyi çatışma ortamına sürüklediğine dikkat çeken Yeşil, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"AKP İktidarı‘nın politikaları; Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi`ni kana bulamıştır. ‘İsyandayız, yastayız, öfkeliyiz` diyoruz. Çünkü 10 Ekim Mitingi‘nde ‘inadına barış` demek için gelenler saldırıya, katliama uğradı. 102 arkadaşımızı kaybettik. 500`ün üzerinde de yaralımız var. İçimiz kan ağlıyor!"

Yeşil, olay günü yaşadıklarını katılımcılarla şöyle paylaştı: 

"Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi‘nde EMO olarak; yöneticilerimizle, üyelerimizle ve çalışanlarımızla alanda saf tutmak üzere yürüyüş kortejinde yerimizi almıştık. Miting günü 5 dakika önce patlamanın olduğu yerde geçtim ve EMO kortejine ulaşmak üzere 50 metre yürüdükten sonra patlamalar gerçekleşti. Şuan ben ve pek çok arkadaşımız burada olmayabilirdik. Gerçekten o günden bugüne kendimize gelmiş değiliz." 

Yeşil, EMO üyesi Enver Korzay`ın saldırıda yaralandığı ve EMO üyesi olmayan bir elektrik-elektronik mühendisinin ise yaşamını yitirdiğini kaydetti. Daha öncede mesleğini yerine getirirken, mayına basarak bacakları kopan ve yaralanan EMO üyeleri olduğunu kaydeden Yeşil, "Yani biz mesleğimizi de bu ortamda yapamıyoruz. Bu nedenle bu şiddet ortamının mutlaka ortadan kaldırılması gerekiyor."

"Mesleğimizi Barış İçinde Yapmak İstiyoruz" 

Daha önce defalarca yaptıkları çağrıyı "Öncelikle amasız, ancaksız PKK tüm silahlı eylemleri durdursun. Bununla birlikte devletin de operasyonları durdurmasını istiyoruz. Çünkü bunlar birbirini tetikliyor" ifadeleriyle yenileyen Yeşil, "Herkesin elini tetikten çekmesi ve ölümlerin son bulması; ‘demokratik, laik, özgür ve barış içinde bir toplumda yaşama isteğimiz` temel çağrımızdır" diye konuştu.

Barış ve demokrasi taleplerine dahi tahammülü edilmediğini vurgulayan Yeşil konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Başbakan "Canlı bombaları biliyoruz, ama eylem gerçekleştirilmeden tutuklayamıyoruz" diyor. Ancak 2 gün önce Küçük Armutlu‘da eve baskın yapan polise "galoş giyin" diyen kızı silahla yaralayabiliyorlar. 

AKP-Saray Rejimi, Gezi Direnişi‘nin ardından eskisi gibi yönetemiyor. Ülke, uzun zamandır, anayasal sınırların ötesine geçilerek fiilen inşa edilmiş bir tip faşizmle idare ediliyor.

Bu katliam, AKP-Saray rejiminin mezhepçi-faşist doğrultuda hem içerde hem dışarıda geliştirdiği baskı-savaş ortamının doğrudan bir sonucudur."

Katliamın, düşük yoğunluklu iç savaş ortamının bir parçası olarak gerçekleştirildiğini belirten Yeşil, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Suriyelileşme olarak da tanımlayabileceğimiz bu düşük yoğunluklu iç savaş, Suriye‘nin iç savaş hattıyla bütünleşik olarak şekilleniyor. Suriye, emperyalist müdahalenin sonucunda etnik-mezhepsel bir iç savaşa sürüklenirken, AKP içeride-dışarıda mezhepli-faşist bir cepheleşme ile savaşa dahil oldu. Gerçekleştirilen katliam, Suriye üzerinde devam eden savaşın Türkiye topraklarında sürdürülmesinin bir yansımasıdır."

Yeşil Gizli Nükleer Pazarlıklarına Dikkat Çekti 

Katliamın dördüncü gününde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı`nın üçüncü nükleer santralın Kırklareli İğneada‘da yapılacağını açıklamasına tepki gösteren Yeşil, "Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamının yaşandığı günlerde, İğneada‘nın gündeme getirilmesi, amaç gündem değiştirmek değilse, nükleer santral yapımcıları ile yapılan bir anlaşmanın bu kargaşada geçirilmesi dışında bir anlam ifade etmemektedir" diye konuştu. 

Akkuyu Santralı‘nın Cumhurbaşkanı nezdinde yapılmayacağının ima edildiği bir ortamda İğneada‘nın gündeme getirilmesinin dikkat çekici olduğunu vurgulayan Yeşil, şöyle devam etti: 

"Bir açıdan nükleer konusunda Rusya ile ilgili tartışmaların üstü örtülerek gündem kaydırılmakta, diğer taraftan böyle ciddi bir konuda kamuoyundan gizli mutabakatlar imzalandığı ortaya çıkmaktadır. Bu mutabakatların içeriği açıklanmalıdır. Daha önce Akkuyu ve Sinop‘ta olduğu gibi yine kapalı kapılar arkasında pazarlıklar sürdürülmekte ve kamuoyundan gizlenmektedir." 

Yeşil, sözlerini, 13 yıl önce 18 Ekim`de kaçak elektrik kullanan çetelerin hedefi olarak hayatını kaybeden TEDAŞ görevlisi ve EMO üyesi Hasan Balıkçı‘ya "yalnız değilsin" şeklinde seslenerek tamamladı.

"Saldırı Birliği Hedef Aldı"

Yeşil`in ardından katılımcılara hitap eden TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Neriman Usta ise 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara`da yaşanan bombalı saldırıya ilişkin "Türkiye tarihinin en büyük katliamını yaşadık. Her birimiz tek tek bombalandık" diye konuştu. Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi`nde birbirinden ayrıştırılmak istenilen Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler HDP`liler, CHP`liler, işçiler, kamu emekçileri, mühendisler, öğrenciler, doktorların hep birlikte hedef olduğunu vurgulayan Usta, "Bugüne kadar böl-yönet politikalarıyla birbirinden ayrıştırılmak istenen, duygudaşlığı yok edilmek istenen tüm insanlar hep birlikte oradaydık. Bu birliktelik bombalandı" diye konuştu.

"İhmal Değil Kast"

TMMOB Yönetim Kurulu`nun miting kararını "ayrımcılığa karşı birliği, savaşa karşı barışı savunma" gayesiyle aldığını ve KESK, DİSK ve TBB ile birlikte mitingin gerçekleştirilmek istendiğini anlatan Usta, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Bu önerimiz Ağustos ayı boyunca tartışıldı, Eylül ayı için gün tespiti yapılmak istendi ve sonuçta 10 Ekim tarihine karar kılındı. Ve 1 Ekim`den itibaren 10 gün boyunca devletin yetkileriyle, emniyet güçleriyle tertip komitemiz sürekli istişare içinde oldular. Ama geldiğimiz noktada açıklamalara bakıldığında aslında bombacılara ilişkin her şeyin önceden bilindiğini görüyoruz. Kimin hangi sınırdan kaçta geçtiğini, hangi hücre evinden çıktıklarını, nerden nereye gittiklerini bildikleri görüyoruz. Ve aslında hepimizin bir diktatörlük sevdasıyla o meydanda bombalandığımızı anlıyoruz. Bunun artık ihmal değil kast olduğunu düşünüyoruz."

"Savaş Diktatörlük İçin Araç"

Barış ortamında mesleki haklarını kaybolmaması için daha rahat mücadele edilebileceğini ifade eden Usta, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Savaş olursa kamusal kaynakların yağmalanmasına karşı mücadele yürütemeyiz çünkü önceliğimiz savaşta kaybettiğimiz insanlar olur. Evet savaş olursa, Soma`da kaybettiğimiz canlar için sokağa döküldüğümüz gibi iş cinayetlerine ses çıkaramayız eskisi gibi. Evet savaş olursa, ırkçı mezhepçi politikalar kuşatılan metal işçilerinin Mayıs ayında kurdukları barikat gibi bir direniş olamayacaktır. İşte bu savaş, yönetenler için böylesine bir araçtır" 

Savaşın ırkçı-mezhepçi bir diktatörlüğü tesis etmenin yegane yolu olduğunu vurgulayan Usta, "Hayır biz bunu kabul etmedik, etmeyeceğiz" diye konuştu. Çocuklarının geleceğini düşünen yurttaşlar olarak susmayacaklarını vurgulayan Usta, katliamdan sonra da muhaliflerin tutuklanmaya devam edildiğini ve protestolara polis müdahalelerin sürdürüldüğünü vurguladı. Usta sözlerini "Susmayacağız, susarsak dilimiz kurusun. Mücadeleye devam edeceğiz" diyerek tamamladı. 

Açılış törenin tamamlanmasıyla kongre kapsamında planlanan oturumlar ve paneller geçildi.

Madenlerde Elektrik Tesisat Güvenliği Tartışıldı

4. Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi`nin ilk gün programı kapsamında II. Güç ve Enerji Sistemleri Sempozyumu "Maden İşyerlerinde Elektrik Tesisatlarının Tasarım, Uygulama, Denetim ve Güvenliği" paneli ile çalışmalarına başladı. Soma Faciası`nda bilirkişilik de yapan Dokuz Eylül Üniversitesi`nden Prof. Dr. Eyüp Akpınar, hem standartların konulup uygulanması hem de bunu uygulayacak olanların yetkinliği üzerinde dururken; bu noktayı "toplumsal faciaların mihenk taşı" olarak nitelendirdi. 

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil`in yönettiği panelde ilk sözü alan Dokuz Eylül Üniversitesi`nden Prof. Dr. Eyüp Akpınar, üniversitelerdeki eğitim süreciyle başladığı konuşmasında, kullanılan ekipmanların ve verilen hizmetlerin standardının önemine dikkat çekti. "Afrika gibi gelişi güzel bulduğu ürünle hizmet alan bir ülke mi olacağız? Yoksa hizmetin koşullarının belli olduğu, elektrik kesinti koşullarının belli bir temelde ele alındığı Avrupa gibi standartlara bağlı bir hizmet mi alacağız?" diye soran Prof. Akpınar, "Bizim referansımız Somali, Uganda değil. Sanayileşmiş ülkelerin standartlarını referans alarak, yerine getirmeye çalışacağımız hizmetler olabilir. Eğer bu yapılmayacaksa üniversitenin de gereği yoktur, bizim de bu ülkede verebileceğimiz hiçbir şey yoktur" diye konuştu.

‘Kabloyu Yüklenen Tünele Giriyor`

Prof. Akpınar, ocakların maden çıkarmak üzere uygun şekilde projelendirip hizmet üretmesi gerekirken, "sırtına kabloyu yükleyenin tünele girdiği" bir yapının bulunduğuna dikkat çekerek, "Aynen dışarıda mahallelerdeki elektrik kesintilerine benzeyen bir görüntü. Elektrik hizmetleri bakıyorsunuz proje kategorisinde bile değil" dedi. Bu noktada işi yapacak olanın hangi yetkilere sahip elektrik mühendisi olduğunun belirlenmesinin önemi üzerinde duran Akpınar, sanayileşmiş ülkelerin de mühendislik hizmetlerini bu şekilde değerlendirdiğini, 4 yıllık mezuniyetin ardından herkesin her işte çalışmadığını kaydetti. Bu noktayı "toplumsal faciaların mihenk taşı" olarak nitelendiren Prof. Akpınar, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Asansörü açıyorum kabin yerinde mi diye bakıyor ondan sonra adımımı atıyorum. Otobüs durağında bekliyorsun 20 kişinin üzerine otobüs gelip üzerine çıkıyor. Bu tür teknolojik faciaların arka yüzü olmayan yetkinlik. Sorulduğu zaman herkes herşeyin uzmanı. Bu çerçevede hizmetler yürütülecekse biz bu faciaların önüne geçemeyiz. Avrupa`da bu hizmetleri destekleyen, denetleyen; meslek kuruluşları. Bu kuruluşlarla hükümetlerin hiç gereksiz bilek güreşine girmesi doğru değil. Bunlar olmazsa olmaz hizmetler; toplumun sağlığı, güvenliği, geleceği açısından olmazsa olmaz hizmetler. Bu belgelendirmeler yapılacak. Bunlar yasal baza oturtulacak."

Facialara Karşı Gelişen Teknoloji Vurgusu

Prof. Eyüp Akpınar, maden ocaklarının bu tip tehlikeli ortamlar içerisinde en ağır çalışma koşulları içeren yerler olduklarının altını çizdi. Akpınar, bu tür işyerlerinde gelişmiş ülkelerde algılayıcı sensörlerin kullanıldığını; köylerde kullanılan terazide bile kalibrasyon varken, bu tür işyerlerinde kalibrasyon koşulunun uygulanmadığını;  artık elektrik sinyalleriyle hayatın her alanı denetlenirken bunun kabul edilemez olduğunu anlattı. Akpınar, şöyle konuştu:

"Teknoloji, elektronik alanında bu kadar gelişmişken, bu kadar büyük faciaların olduğu yerde bu teknoloji neden kullanılmıyor? Neden sensörlerin okumasına güvenilemiyor? Bilgilerin neden saklanma zorunluluğu yasal olarak garanti altına alınıyor.  O zaman Meclis`in el koyması gerekir: Sensörler bu şekilde okunacak diye yasasını çıkarır."

Madencilikte En Cezalı İşyerleri Yeraltı Kömür İşletmeleri

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı`ndan Hüseyin Özcan ise, madenlerde yaşanan sorunları anlattığı konuşmasında, maden ocaklarındaki en temel güvenlik önlemlerinden birisi olan havalandırma konusunda çok fazla mevzuata aykırılıkla karşılaşıldığını bildirdi. Özcan, kaçamak denilen nefesliklerin bulunmaması, hava ölçüm istasyonlarının doğru ölçüm yapacak noktalara konulmaması, grizu oluşumunda patlamaya yol açacak ekipmanlarının enerjisinin kesilmesinde yaşanan sorunlar gibi pek çok teknik sorun noktasını konuşmasında ortaya koydu. 

Hüseyin Özcan, işletmelere yönelik idari para cezalarının daha çok mevzuata uyum sağlanması, bu yönde irade oluşturulması amacıyla verildiğini; ancak denetim anı itibarıyla hayati sorunlarla karşılaşılması durumunda durdurma kararı alındığını kaydetti. Özcan, 2010-2011 yılında tahkimat nedeniyle faaliyeti durdurulan işyeri sayısının 24 olduğunu, çift yol bağlantısı olmaması nedeniyle 41 işyerinin, exproof ekipmanlarla ilgili sıkıntılar nedeniyle 53 işyerinin faaliyetinin durdurulduğunu kaydetti. Madencilik sektöründe durdurma kararlarının yüzde 78 oranıyla yeraltı kömür işletmelerine verildiğini açıklayan Özcan, idari para cezaları açısından da yeraltı kömür işletmeciliğinin ilk sırada yer aldığını bildirdi. Yeraltı topraklama ölçümünde madenlerde ciddi sorun yaşandığını, fenni yeterliliği olmayan personelin çalıştırılmasının da büyük bir sorun olarak karşılarında durduğunu anlatan Özcan, madencilik sektöründe elektrik ekipmanları konusunun özel uzmanlık gerektiren bir alan olduğunu ifade etti.

Özcan sorular üzerine, madenciliğin ve enerjinin önemli olduğunu belirtirken, "Kamuya mal olmuş bu tür vahim olaylar meydana geldiğinde öncelikler değişebiliyor. Bazen teftiş politikalarında değişiklikler olabiliyor, bunun sonucunda daha sıkı talep edilen önlemler olacaktır, olabilir. Soma Faciası`ndan sonra da oldu. Denetimler uyguladı, onun da birçok yaptırımı oldu" diye konuştu.

Madenlerde Elektriğin Otomatik Kesilmesinin Önemi

EMO adına konuşma yapan M. Kemal Sarı ise ATEX ile ilgili yönetmelikler ve yeni standartlarla ilgili bilgi verirken, erken uyarı sistemi denilen grizu gazını izleme sistemi üzerinde durdu. Grizu gazının yükselmesi durumunda elektriğin otomatik olarak kesilmesini sağlayacak sistemin kurulması gerektiğini anlatan Sarı, madencilik sektörüne yönelik olarak elektrik şebekeleri hakkında bilgi verirken, topraklama hattının yer üstünden yapılarak madene iletilmesinin gerekliliğini vurguladı. Grizulu madenlerin diğer elektrik şebekelerine göre en önemli farkının "arızalı devre üzerine elektrik verilememesi" olarak açıklayan Sarı, "Bir kere arıza olup da şalter açtı mı, tekrardan yol verilmemesi gerekir" dedi. Sarı, madenlerde kullanılan aletlerin 2 grupta değerlendirildiğini, madencilerin de alev sızmaz aletlerin diğer sanayiden farklı olan sertifikalarını bir nüfus kağıdı gibi muhafaza etmeleri gerektiğini belirtti.

Madenci Arama Takip Sistemi Yayılacak

Türkiye Taşkömürü Kurumu`ndan panele katılan Bülent Özgümüş de sunumunda kurumun tanıtımını yaparak, mevzuat hakkında bilgi sundu. TTK olarak özellikle elektrik ekipman alımlarında ATEŞ sertifikası aradıklarını belirtirken, bu sertifikalardaki geçerlilik sürelerine de dikkat çekti. Yeraltı tesislerinde havalandırmanın önemi ve sürekliliği nedeniyle enerji kesilse de çalışması için bütün havalandırma tesislerinde jeneratör grupları olduğunu ve birden fazla trafodan beslemenin de söz konusu olduğunu anlattı. Resimlerle madencilik alanında aldıkları önlemleri gösteren Özgümüş, ilk uygulamalarını yapmış oldukları madenci arama ve takip sistemlerinin önümüzdeki yıllardan itibaren zorunlu hale geleceğini, bu nedenle kavşak noktalara yayılacak şekilde projeyi geliştirdiklerini açıkladı. Özgümüş, bu sistemi "eğer göçük olursa, baş lambalarındaki çipten yayılan sinyallerle madencinin yerini 25-50 metreye uzayabilen çaplarda alanlarda bulabilecek bir sistem" olarak tanıttı.