Güney Gönenç için ilk tören kabrinin bulunduğu Cebeci Asri Mezarlığında yapıldı. Mezarlık anmasına EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün Yalçın, Güney Gönenç`in dostları, arkadaşları katıldı.
Güney Gönenç için ikinci anma ODTÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Prof.Sevim Tan Anfisi`nde yapıldı.
Törenin açılışını yapan Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gönül Turhan Sayan şunları söyledi, "Güney Hocamız bilgisiyle, birikimiyle düşünceleriyle hepimizin hayranlık duyduğu çok sevdiği, çok saydığı hocamızdı. Ben de onun bölümde ders verdiği sıralarda öğrencisi olma mutluluğuna eriştim. Anmayı hazırladığı için EMO`ya ve katılan herkese teşekkür ediyoruz."
"Yitirdiğimiz değerler bizler için hep yol gösterici olmuştur"
Anma töreninde konuşan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş şöyle konuştu: "Güney Hoca aramızdan ayrılalı iki yıl geçti. Bu iki yıl boyunca Hocamız hep bizim, Oda yönetimimizin, çalışma hayatımızın içinde anılarıyla yer aldı. Bizler EMO olarak temelde hep yaptığımız çalışmalarda bilimi tekniği mühendisliği, yaşamın bütün alanlarına toplumcu bakış açısıyla sergilemeye özen gösteren, üniversitelerle bağımıza çok önem veren bir yeriz. Bu dönem EMO`nun bir çok etkinliğinde, vurguyu hep 60. yılımıza yaptım. Örgütümüz 2014 itibariyle 60 yıllık tarihsel birikime sahip olacak. Bu tarihsel birikim içinde de çok değerli, yitirdiğimiz bu 60 yıla emek veren bizim tarihsel sürecimizi, dünden bugüne ve bugünden geleceğe taşıyan önemli değerlerimiz olmuştur. Bu değerlerin en başında da sayın Hocamız Güney Gönenç gelmektedir. Ben onu hem genel kurul süreçleri ortamlarında, olabildiğince Ankara`da yapılan bir çok etkinlikte uzaktan da olsa tanıma fırsatını sohbet etme fırsatı bulanlardanım. Yitirdiğimiz değerlerimizin yaşama, dünyaya, meslek örgütümüze bakış açısı ve yürüttüğü faaliyetler bizler açısından yol gösterici olmuştur. Toplumsal yaşamımızda temel değerlerimiz mesleğimizi, mesleğimizin sorunlarını bilimin ışığında çözmek bu anlamda da bu ülkede hem demokrasi güçlerinin ortak aklına hem de bilimin yol göstericiliğine birlikte inanmak olmuştur. Sevgili Hocamızın akademik yaşamının dışında çok önemli değer verdiği bizleri de bugünlere taşıyan çalışmalar olmuştur. Hep Aranızda Olacağım kitabını, Karanlık Zamanların Şarkısı kitabını yanımda getirdim. Yanımda bir de Bilim Sanat Dergilerinin ciltli halini getirdim. Bu çok değerli bir dergi. Ülkenin 12 Eylül darbe döneminde herkesin kuralsızca tutuklandığı, derneklerin sendikaların kapatıldığı, yaşam alanlarımızın tamamen
karartıldığı, gencecik insanların darağaçlarını boyladığı 12 Eylül 1980 koşullarında karanlık zamanların şarkısının nasıl söyleneceğini tam 3 ay sonra Bilim Sanat Dergisi`ni çıkartmak üzere bir araya gelen insanları görüyoruz. İlk sayısı Ocak 1981 tarihinde çıkmış. Düşünebiliyor musunuz, 12 Eylül`den 3 ay sonra bu ülkenin namuslu aydınları Bilim ve Sanat diye dergi çıkartmak için bir araya geliyorlar. Kimler geliyor? Server Tanilli, Necdet Bulut, Mümtaz Soysal, Güney Gönenç, Haluk Tosun, İlhan Tekeli, Toktamış Ateş, Yılmaz Onay, Remzi İnanç, M. Hacı Hasanoğlu, Artun Ünsal, Hasan Hüseyin, Yücel Erten, Tali Örgören, Ataol Behremoğlu, Önder Şenyapılı, Emre Kongar, Ayşegül Yüksel, Anıl Çeçen, Erkan Kırtunç, Maksut Göktuğ, Işık Toprak, Mehmet Gök, değerli matematik hocamız Nazif Tepedelenlioğlu. Bir ülkede bilimin yok edilmeye çalışıldığı, toplumsal hayatımızın gericileştirildiği, piyasalaştırıldığı bir koşulda yeni yaklaşımı sergilemeyi ne kadar güçlü örgütlü ne kadar direngen olduğuna dair en büyük anıt Bilim Sanat Dergisi`ni 12 Eylül karanlığından 3 ay sonra çıkartmak üzere kolları sıvayanlarda bulmak lazım. 1940`lı 50`li yılarda o dönemin koşullarında bilim insanlarının üniversitelerden atılması süreçlerindeki itirazları, dünyadaki bilim insanları emperyalist egemen çevreler tarafından nasıl bilim çalışmalarının yok edilmek istenmesine dair çalışmaları görüyoruz. Güney Hoca gerek EMO`da gerek ODTÜ`de gerekse inandığı siyasal anlayışıyla yürüttüğü mücadelede bugünün değerleri açısından çok onurlu yerdedir, sahiplendiğimiz yerdedir. Anısı her zaman mücadelemize ışık tutacaktır kendisini saygıyla sevgiyle anıyoruz."
Açılış konuşmalarının adından Güney Gönenç`in anlatıldığı "Bir Delik Demlik, Hep Aramızda Olacaksın, Güne Gönenç" belgeseli gösterildi.
"Teknoloji yaşamla ilgili kültürün dayattığı problemlere cevap olarak ortaya çıkıyor"
Belgesel gösterimin ardından Güney Gönenç`in dostları, arkadaşları kısa konuşma yaptılar. Anma etkinliği, ODTÜ Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Sol`un verdiği "Mühendislik, Teknoloji ve Toplum" konferansı ile devam etti. Oturum Başkanlığı`nın EMO Ankara Şubesi`nden Haşim Aydıncak`ın yaptığı konferansta konuşan Prof. Dr. Ayhan Sol şunları söyledi, " Konuşmama geçmişte söylenmiş iki sözle başlamak istiyorum. Birincisi gavur icadı`. Bu daha çok biliyorsunuz, 16.-17. yüzyıllarda söylenmiş tahmin ediyorum. Matbaa için kullanılmış olabilir diye düşünüyorum. Buradaki anlayışı bu sözün arkasındaki teknoloji anlayışını açmaya çalışacağım. Bir başka söz daha var, yakın tarihte bildiğim kadarıyla, Batının bilimini, teknolojisini alalım ama kültürünü yaşam tarzını almayalım.` Bunun da arkasında bilim ve teknoloji anlayışı var. Bu ikisi de dini muhafazakârlık anlayışın ürünü. Bu ikisinin arkasındaki bilim ve teknolojisi anlayışını karşılaştırdığımızda bence gavur icadı anlayışının arkasındaki teknoloji anlayışının daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bunu açıklamaya çalışayım. Gavur icadı diyerek; Hıristiyanlar tarafından icat edilmiş o kültürün izlerini taşıyor onlara özgü` olduğunu düşünmüşler ve biz bunu alamayız onlar gibi değiliz dinimiz farklı kültürümüz farklı bize uymaz` diye düşünmüşler. Dolayısıyla buradaki bilim ve teknoloji anlayışı teknolojinin aslında ortaya çıktığı kültürün yaşam tarzının izlerini taşıyor olması diye düşünüyorum. İkincisine geldiğim zaman, o da aslında aynı düşünce akımından geliyor dediysem de tam tersini söylüyor, batının teknolojisini alalım ama kültürünü haşa almayalım diye düşünüyorlar. Bilim teknoloji farklı kültür farklı, onu alabiliriz öbür tarafını dışarıda bırakabiliriz diye düşünüyorlar. Teknoloji bana öyle geliyor ki, bir takım yaşamla ilgili özünde kültürün dayattığı problemlere cevap olarak ortaya çıkıyor. Güney Hoca`ya da gönderme yaparak evrim kuramıyla bağdaştırarak belki anlatabilirim. Evrim Kuramı; canlıların özellikleri çeşitli mutasyonlarla ortaya çıkıp çevresel koşullar uygun olanları koruyor olmayanları eliyor, böyle bir doğal seçilim var çok kabaca söylersek. Bazı evrimsel biyologlar , canlı popülasyonları çevresel koşulların karşısına çıkarttığı problemleri çözüyor diyorlar. Popülasyonda özellikler ortaya çıktığında hayatta kalmaları sağladığında o sıradaki çevresel koşullara göre problem gibi görürsek bu problemleri çözmüş oluyorlar. İnsanlar çevreleriyle uyum sağlamakla kalmıyor onu dönüştürüp değiştiriyorlar. Bunu gelenekle oluşturuyorlar buna kültür diyoruz. Teknoloji tabi ki bilim ve kültürün diğer öğeleri, yaşamsal koşulların bunun bir kısmı fiziksel olabilir, o grubun yaşadığı kültürel vb. koşullar olabilir, onun ortaya çıkardığı problemleri çözmek için icat ediliyor. Teknoloji yerel özellikler taşıyor, çünkü teknoloji bilim gibi değil. Bilimin evrensel hakikatler peşinde koştuğunu söylersek teknolojinin bu evrensel hakikatleri bir takım özel problemlere insanların karşılaştıkları özel problemlere uygulamak olduğunu düşünebiliriz. Teknolojik icatlar o durumdaki belirli problemlerin cevabı gibidir. Eskiden denilirdi ki iyi bir satıcı Eskimo`ya buzdolabı satabilen kişidir. Neden Eskimo`ya buzdolabı satamaz, Eskimo`nun yaşamına uygun değildir. Çünkü buzdolabı dediğimiz nesne bu icat yiyeceklerin soğuk tutma ihtiyacının olduğu dünyada ancak gereklidir. Bir Eskimo şunu söyleyebilir Bu onların yaşam özellikleri ile ilgili biz onu ne yapalım ki? Neden Eskimo buzdolabına sahip olsun? Onun yaşamıyla ilgili olan bir tarafı yok. Muhtemelen bu gavur icadı anlayışı da onu ima ediyor. Onların yaşam tarzları var, biz daha farklı bir hayat yaşıyoruz. O icat edilen ürünleri kendi hayatımıza sokamayız çünkü onlar bize uygun değil. Oradaki korkunun kuşkusuz haklı tarafı da var. Teknolojik ürünlerin son yıllarda gelişmesi belirli kültürün yaşam tarzının izlerini taşımaları, bunları alıp verimli etkili kullanabilmeniz için sizin de ona adapte olmanız lazım. Tabi ki bu ürünü de adapte edebilirsiniz toplumun da bu ürüne adapte olması lâzım. Herhangi bir ürünü bağımsız olarak kendi yaşam içinde kullanmanız mümkün görülmez, siz de yaşam biçimini buna adapte etmek zorundasınız. Aksi halde Eskimo`nun buzdolabını alıp sadece dolap olarak kullanmasına benzer. Günümüzde de sanıyorum ki teknoloji taraftarları ve teknoloji karşıtları zihinlerinin arka planındaki bu. Teknolojini bilimi alalım kültürünü almayalım diyenler bunu yalıtarak bunu alıp kullanabileceklerini düşünüyorlar. O teknoloji kültürleri de peşinde taşıdığı için o kültürleri de dönüştürüyor. Teknolojiyi bir yerden ithal etmek aslında onların kültürünü de ithal etmek anlamına geliyor. Kendinizi de bu dönüştürmeye açmak anlamına geliyor. Bunu ayrı şekilde alıp kullanacağınızı düşünürken onun da sizi dönüştüreceği kesin. Bunun pek çok örneğini kendi ülkemizde de görüyoruz. En son benim de adapte olamadığım sosyal medya denilen şey. Teknoloji sadece bir takım ürünler değil, belirli tür organizasyon biçimleri de kuşkusuz. Sosyal medya internet teknolojisiyle ve bu örgütlenme ile ülkemize çok hızlı girdi. İnsanlarımızın bir kısmı oldukça adapte oldu bu adaptasyon ülkeyi de değiştiriyor. Teknoloji politikalarının nasıl tercih edildiğini çok bilemiyorum. Eğer bunlar rastgele ise arkalarındaki kültür ve yaşam biçimiyle yapılıyorsa, bu rastgelelik toplumda büyük değişikliklere uyumsuzluklara problemlere yol açabilir." Prof.Dr. Ayhan Solun konuşmasının ardından katılımcıların konu ile ilgili sorularının Ayhan Sol tarafından yanıtlanması ile Güney Gönenç anma etkinliği sona erdi.