EMO Genel Merkezi‘nde 29 Mayıs 2012 tarihinde düzenlenen etkinlik, Ataman Kınış anısına yapılan saygı duruşu ile başladı. Özgeçmişi okunan Ataman Kınış‘ın hayatından kesitlerin yer aldığı sunu perdeye yansıtıldı. Ataman Kınış‘ın oğlu İrfan Kınış, etkinlikten duyduğu mutluluğu dile getirerek, EMO Ankara Şubesi‘ne teşekkür etti.
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş da, açılış konuşmasına Ataman Kınış‘ı anarak başlarken, düzenlediği bu etkinlik nedeniyle EMO Ankara Şubesi‘ni kutladı. Göltaş, "TMMOB Genel Kurulu‘ndan kısa bir süre önce birliğin son 30 yılına emek ve yön vermiş değerli başkanlarımızı bir araya getirmek son derece anlamlı bir çaba" diye konuştu. Göltaş konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Türkiye‘nin toplumsal mücadeleler tarihinde kendi bulunduğu alanda bilimi, aydınlanmayı, çağdaşlığı, demokrat ve yurtseverliği tabii ki hangi bunalım süreçleri yaşanırsa yaşansın sınıflar mücadelesi ekseninde bizi utandırmayan doğru devrimci tutum almış bir TMMOB‘yi konuşacağız bugün. Değerlendirmelere böyle bir artı ile başlamak her örgüte nasip olacak bir şey değil. Bu nedenle olsa gerek zaman zaman kendimize haksızlık ettiğimiz, iç tartışmalarla enerji kaybettiğimiz günleri de böyle bir özgüven ortamında sürdürdük çoğu kez. Roma Senatörü Cato‘nun her ne konuşuyorsa olsun sözünü ‘Kartaca yıkılmalıdır‘ diye bağladığı gibi TMMOB mücadelesini sürdüren herkesin sözünü, AKP iktidarı ile şekillenen bu baskı ve yasak düzenine karşı bilim emek ve demokrasi diyerek halkların kardeşliği ekseninde bağlaması gerektiğine duyduğum inançla hepinizi selamlıyorum."
Açılışın ardından söyleşi bölümüne geçilirken, söyleşinin yöneticiliğini yapan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün Yalçın da geçmişi anmadan yarının kurulamayacağını bildiklerini ifade ederek, "TMMOB ile yarını kurmak söyleşisini düzenleyerek, çok değerli ev sahiplerimizle bundan sonra mücadele yöntemlerini, hep birlikte söz söyleyelim istedik" dedi.
Kapitalist Diktatörlüğü Yaşıyoruz
Söyleşide ilk sözü alan TMMOB 25, 33, 34 ve 35. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Önen, 21. Yüzyıl‘ın çok büyük nutuklarla başladığını, çok büyük umutlar vaat ettiğini, "Refah gelecek savaşlar bitecek" denildiğini anımsatarak, şöyle konuştu:
"Çok kısa süre sonra aslında bunun çok büyük yalan olduğunu gördük. Bugün dünyada mutlak bir diktatörlük var. Savaş ağalarının dünyanın tek kutuplu kapitalist modelinin bize dayattığı diktatörlük yaşıyoruz. BM bitti. 2 Dünya Savaşı sonrası Sovyetlerin oluşturduğu dünyada işverenlere sosyal politikaları uygulatan süreç bitti. İhtilafların çözümünde en son çare olarak başvurulacağı belirtilen savaşı bütün sorunların çözümünde bir kural olarak dayattılar. Diktatoryal ortamda savaş teknolojisi dünyaya egemen olmaya devam ediyor. Biz 10 yıl öncesine kadar silahlara ayrılan paranın 800-900 milyar dolar olduğunu söylerdik. Bugün 1.4 trilyon dolardan söz ediliyor. Yani bu geçtiğimiz 10 yıl içinde yüzde 50 oranında artış var. Bunun yarısını ABD harcıyor. Eskiden dünya dengesini nükleer güç belirlerdi. İleri teknoloji dediğimiz koşullarda ABD, dünyada eşi benzeri olmayan güç ifade ediyor. Bilim ve teknoloji tekeli bu militarist diktatoryal sistemde önemli bir faktör. İkinci faktör yoksullarla zenginler arasındaki açının giderek açılıyor olması."
Tek kutuplu dünyada örgütlülüğün yok edilmesi amacıyla kamusal alanın parçalandığına, üretim sürecinin parçalanması ile sendikalı işçi sayısını giderek azaldığına dikkat çeken Önen, kamu değeri yerine bireyselliği getiren bir süreç yaşandığını, bunun meslek örgütlerini de deriden etkileyen bir süreç haline geldiğini kaydetti.
‘Örgütlülük ve Dayanışma Ruhunu Yeniden İnşa Etmeliyiz‘
"Bizi yutan alıp götüren bir mekanizma ile burun burunayız. Bilim ve teknoloji tekeline karşı savaş çığırtkanlığına karşı TMMOB ortamı ne yapmalı?" diyen Önen, 70‘li yıllarda denedikleri ve başarılı oldukları önerisini şöyle aktardı:
"Bilgiyi hareketlendirmek, bildiklerimizi yazıp çizdiklerimizi, bizim dışımızdakilere ulaştırmak. Eskiden bunu yayınlarımızla yapıyorduk; Birlik Haberleri başarılı bir örnek olarak önümüzde duruyor. Gelişen teknolojiyi, TMMOB ortamında en iyi kullanan sosyal kesimlerinden birisiyiz. Bir mücadele uğruna daha fazla nasıl etkili yapabiliriz? Bunun araçlarını bulmamız lazım. Yeni mücadele biçimleri ne olacaksa bunları bizim tespit edip paylaşmamız lazım. Müthiş bir teknolojik ortam var. Arap Baharı bütün kısıtlamalara rağmen başarılı olmuştur. Bizim daha fazla imkanlarımız olduğuna inanıyorum. Dağıtılmış olan örgütlülüğü zayıflatılmış dayanışma ruhunu yeniden inşa etmemiz gerekir. Dilimizi sadeleştiren bir mücadele dilini yaratmamız lazım."
Sosyal mücadelede 70‘li yılların mühendis ve mimarların militan olduğu yıllar olduğunu hatırlatan Yavuz Önen, "Yok edilmiş olan militan ruhu yeniden inşa etmek gerekir. 80 darbesi örgütlülüğü, solcu olmayı, devrimci olmayı suç ve günah saymaktan öte örgütlü olmayı da topluma suç olarak empoze etmiştir" dedi.
AKP Hükümeti‘nin dinciliği Türkiye kapitalizminin bir aracı gibi kullandığını ifade eden Önen, "Bizi yönetenler imam kılıklı iş adamları. Bunlar kapitalizmin Türkiye programını uyguluyorlar" diye konuştu. Kentsel dönüşüm sürecini örnek gösteren Önen, bu konunun TMMOB‘nin üzerinde çalışacağı en temel sorunlardan biri olduğuna işaret etti. Yavuz Önen, 70‘li yıllarda TMMOB‘nin ekonomik gücünün çok az olduğunu belirtirken, TMMOB‘nin şu an içinde bulunduğu zenginliğin hem bir felaket hem de iyiye yorulacak bir olgu olduğu yorumunu yaptı. Önen, konuşmasını şu çağrıyla tamamladı:
"Bu zenginliğimizi kullanmamız gereken bir dönemle burun burunayız. Bu gücümüzü mücadele programımızla temize çıkartalım, aklayalım. Toplumun, bilim ve tekniğin bizler beyniyiz, kamusal alanıyız. Biz halkın düşünsel dünyasıyız. Halkın bize ve TMMOB‘ye ihtiyacı var. Yansızız; tarafsızız, çok değişik siyasi iklimlere mensup olabiliriz ama gelin bir siyasi ortak hattın beslenmesine de artık kaynaklık edelim yani bununla yollarını bulalım."
"Toplumsal Çabayı Sürdürmek Zorundayız"
TMMOB 28, 29, 30, 31 ve 32. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Teoman Alptürk, yakın arkadaşı olan Ataman Kınış‘ı tanıyor olmaktan onur duyduğunu ifade ederek konuşmasına başladı. Alptürk, 1980 sonrasında çok zor şartlar altında TMMOB ve EMO‘nun görev yaptığını örneklerle anlatırken, "O yıllarda fiziki olarak yapılan işkenceler çok zordu ama bugün yapılan işkenceler, o fiziki işkenceleri aratır durumda. Biz bugün varsak yaptıklarımızla, direncimizle buradayız" dedi. Alptürk, bugünkü ortamda nasıl bir mücadele verilebileceğine ilişkin önerisini şöyle aktararak konuşmasını sürdürdü:
"Artık sözün bittiği noktadayız. Askeri darbe sonrası TMMOB kapatılmaya çalışıldığı zaman çok ciddi bir çalışma yaptık ve o güne kadar ki yaptığımız tüm işleri halka sergiledik. Aynı politik görüşe sahip olmadığımız insanlarla bile görüştük. Ancak bugün derdimizi anlatacağımız kimse bile yok. Bunu için etkili olmanın programı kendi aramızdaki dayanışmayı sağlamaktır. Bu çok kolay değil. Ülkede ne yazık ki çıkarcılık alıp başını gitmiş. Mühendis ve mimarlar arasında da bu ne yazık ki çok yaygın. HES konusunu biliyorsunuz. Bunların denetlenmesi konusunda, bu projelerin yapılması, pazarlanması vs. konusunda mühendis kardeşlerimizin gösterdiği performans beni şaşırtıyor. Varsa bilgileri başkalarının aleyhine bile olsa onu paraya çevirmeye çalışıyorlar. ‘Bizi bugünlere getirenlere oh olsun. Biz parayı kazanalım‘ diye bilir miyiz? Biz diyemeyiz. Bizim ekolümüz bu değil. Biz toplumsal girişimlerimizi sürdürmek ve ülkemiz halklarını hak ettikleri yaşam seviyesine çıkarmak için çalışmak durumundayız. Bunun örgütlülüğünü, dayanışmasını sağlamak durumundayız."
Teoman Alptürk, Türkiye‘de eğitimsizleştirme ve fakirleştirme politikasının uygulandığını; bunun yalnız Türkiye‘deki hükümetlerle ilgili olmadığını, bunun dünyayı yöneten, hakim olan kuruluşların, planlarının bir sonucu olduğunu ifade etti. Alptürk, sözlerini şöyle tamamladı:
"Adamın eğitimi yok, parası da yok. Tut kolundan istediğin yere götür. Biz ciddi eğitimler almış insanlarız. Ülkenin tüm sorunlarının farkındayız. Biz sorunlara çözümler üreten, söyledikleri ile halkı doğru yönlendiren bir örgütüz. Biz bilimin adamlarıyız, biz toplum için hareket ederiz. Bunu 1980‘li yıllarda yaşadık, yine yaşıyoruz. Ben inanıyorum ki, TMMOB‘nin gücü ve toplumsal hareketlerdeki beceresi ülkesine yardımcı olacaktır. Örgütünüzün etrafında toplanın ve verilen görevleri bilim ve mühendislik çerçevesinde yerine getirin."
"İktidarla Olan İlişkilerde Zıt İki Dönem Var"
TMMOB 36 ve 37. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Güvenç, dünyayı değiştirmek için geçmişte dünyanın nasıl değiştiğini görmek gerektiğini kaydetti. TMMOB‘nin iktidar ile olan ilişkisinde birbirine zıt iki dönem olduğunu belirten Güvenç, bu dönemleri "Birisi kuruluştan sonra 1970‘e kadar olan dönem birisi de 1970‘den günümüze kadar süren dönem" olarak ayırdı. TMMOB‘nin ilk çıkan dergilerinden olan Mühendislik Mimarlık Haberleri gazetesinde verilen bilgilere bakıldığında 1959 yılı TMMOB İdari Heyeti‘nin Başkanı‘nın Afyon Milletvekili olduğunu, diğerlerinin de tamamen bürokratlardan oluştuğuna dikkat çeken Güvenç, şu bilgileri verdi:
"O tarihlerde TMMOB‘nin yönetimi sorunları çözmek için benimsediği yöntem iktidar ile yakın ilişkiler. Zamanın umumi katiplerinden (genel sekreter) Mithat Ersöz‘ün ilginç bir yazısı var. İktidar ile ilişki son derece sıkı bir ilişki bu yönetimlere tavırlara yansıyor. Yazının başlığı ‘Mühendisler miting yapar mı?‘ 1959 tarihinde yazmış bu yazıyı. Mühendis ve mimarların ilk mitingi ve yürüyüşü 1949 yılında Ulus‘tan Zafer Alanı‘na yapılan mitingdir. Nedeni de o tarihte İstanbul‘da bir inşaatın yabancı mühendis ve mimarlara verilmesidir. Mithat Ersöz ‘Olur mu öyle şey mühendis mimar kalkıp miting yapar mı? Mühendislerin mitingi kendi kongreleridir. Aslında mühendislerin Böyle bir tertibe ihtiyaç yoktur çünkü onlara her alan açıktır hatta Millet Meclisi‘nin kapıları kendilerine sürekli açıktır‘ diyor."
Üçüncü Faşist Dönemi Yaşıyoruz
"Bu dönem niye 1970 yılında değişti?" diye soran Kaya Güvenç, 60‘lar dünyası ve Türkiye‘sinin çok farklı olduğunu; sosyalist sistemin kapitalist sistemle bilim ve teknoloji konusunda boy ölçüştüğü; metropol ülkelerde işçilerin hak arama mücadelesi sürdürdüğü; komünist, sosyalist partilerin iktidarlara aday olduğu bir dönem olduğunu kaydetti. Güvenç konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Meslek arası çekişmeler dünyaya bakışı farklı noktaya getirmiş. 1965 yılında 624 sayılı kanun kamu çalışanları sendikalarının kurulma kanunudur, grev yok ama sendika var. Çünkü 1961 Anayasası‘nda böyle bir madde var. Mühendis ve mimarların içinde yer aldığı 50‘den fazla sendika var. Ayrıcalıklı bir meslek grubu mühendis ve mimarlar. Bu ayrıcalıkları çok kısa süre sonra yitiriyorlar, gelir düzeyleri azalıyor. Şimdiki Devlet Memurları Kanunu o zamanlar çıkıyor. Kıyamet oradan kopuyor. 18 Nisan‘daki miting bu nedenle yapılıyor. Forumlar yapılıyor boykot kararı alınıyor. 3‘er aylık ara ile yapan birisi 2 günlük birisi 3 günlük teknik eleman boykotu var 1970‘de. Bunların arasında TMMOB yok. Çünkü 1970 yılında genel kurulu yapmış 1973‘e kadar Genel Kurulu‘nu toplamıyor. İMO ve EMO‘da bürokrat yönetimlerin ağırlıklı olduğu yönetimler değişmiş yerine genç arkadaşlar gelmiş. Bürokratları alaşağı eden yönetimler içinde iki unsur var: Bir tanesi TİP‘li mühendis ve mimarlar, ikincisi 1968 Hareketi‘nden sonra mezun olmuş sosyalist, komünist, devrimci arkadaşlardır.1970 yılının sonunda forum yapılacak. TMMOB sadece olaylara katılmakla yetinmiyor aynı zamanda çağrı yapıyor; ‘Bu kanun henüz kesinleşmedi böyle boykot eyleminin yapılmasına karşıyız‘ diyerek neredeyse muhbirlik yapıyor. Birliğin yönetimi 1973 yılında değişti. Siyasi iktidar ile TMMOB arasındaki, bürokrat yönetim dönemi ilişkileri 1970‘lerden sonra değişti."
Kaya Güvenç, 1972‘de 12 Mart‘ın karanlığında Adalet Partisi‘nin (AP) TMMOB‘nin lağvedilmesi için bir kanun teklifi verdiğini, Odaların büyük mücadelesinin sonucunda bu olayın püskürtüldüğünü anlattı. 12 Eylül‘de de TMMOB‘nin kapatılmasını sağlamaya çalıştıklarını hatırlatan Güvenç, "12 Eylül‘de TMMOB kapatılmadı, ama budandı. Zorunlu üyelikler kaldırıldı. Bundan sonraki üçüncü faşist dönem hangisi diye soracak olursanız bugünlerde çıkmakta olan, kararnamelerdir" diyerek sözlerini tamamladı.
"TMMOB Mücadele Kelimesinin Altını Doldurmuştur"
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, 12 Mart Faşizmi‘nin ardındna TMMOB‘nin ilk hamleyi yapan bir örgüt olduğunu anımsatarak, "Her dönemin kendi dünyadaki ülkedeki konjonktürel döneme bakarak değerlendirilmesi gerekir" dedi. Soğancı, "1970‘e kadar farklı TMMOB anlayışı 73-80 dönemi toplumsal TMMOB dönemi, 90‘lara kadar TMMOB‘nin kapısının açık olduğu zor bir dönem. Türkiye‘de açık faşizm uygulanıyor, insanların nefes alma durumu yok. Yeniden toparlanma dönemi olarak 90‘lı yıllar tanımlanabilir" dedi.
Mehmet Soğancı, yakın tarihteki iki önemli olayı da "1998 Demokrasi Kurultayı Belgesi" ve 2003 yılında yapılan Mühendislik Mimarlık Kurultayı olarak ortaya koyarken, ilk belgeyi "TMMOB‘nin 90‘dan sonra toplumsal etki anlamında yarattığı en önemli belgedir. Kürt sorunundan, çevre sorununa, mesleğimize yönelik siyasal belge" olarak tanımladı. Kurultay da ise TMMOB‘nin bir kez daha kendini tanımladığını ve yol haritasının belirlendiğini kaydeden Soğancı, "TMMOB bu belgelerin ışığında yürümektedir" dedi. 70‘lerden bu yana mücadelenin sürdürüldüğünü, kongre, kurultay, sempozyum, meslek içi eğitim çalışmaların da bu iki çizginin bileşkesi olarak yürütüldüğünü anlatan Soğancı, TMMOB‘nin bir yandan mesleki olarak kendisini ifade etmeyi, diğer yandan Türkiye‘de özgürlükler mücadelesinde yer almayı içselleştirdiğini kaydetti. Mehmet Soğancı, "Termik santrallara karşı HES‘lere karşı, maden işletmeciliğine karşı konuştuk, Kürecik‘te, İstanbul‘da 3. Boğaz Köprüsü‘ne karşı, Mersin‘de nükleer santral kurulmak istenmesine karşı, 6 Kasım‘da özerk üniversite etkinliklerinde konuşmuşuzdur. Taksim‘de 1 Mayıs‘ta varız. TMMOB hayatın her alanında mücadelede yer almıştır. Sayısız yerel dinamiklerin yaptığı etkinliklerde yer almış, mücadele kelimesinin altını doldurmuştur" diye konuştu.
Soğancı, TMMOB‘nin bugünkü durumunu sayılarla şöyle anlattı:
"Ben TMMOB başkanı olduğumda nüfus 260-270 bin arasındaydı şimdi 400 bin. İKK sayısı 21‘di şimdi 44. Sayısal olarak baktığımızda açılan üniversiteler buradan mühendis diploması alarak mezun olan insanlar, teknoloji üniversitelerinden 2 yıl sonra mezun olacak gençler netice itibariyle 5 yıl 1 milyon üye olma potansiyeline ulaşacak bir örgüt."
Temel sorunu "AKP taassubunun yaygınlaştığı bir dönemi yaşıyoruz" cümlesiyle ortaya koyan Soğancı, "Tayyip Erdoğan her yerde ‘Ben odaları istiyorum‘ diyordu. Bu örgütü AKP‘lileştiremeyeceklerini cümle alem anladı. İşlevsizleştirmek, örgütsüzleştirmek, yetkisizleştirmek, örgüt üye bağlantısını koparmak için çalışıyorlar. Esas proje büyüktür" uyarısıyla sözlerini tamamladı.
Etkinlik, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.