Tüm Haberlere Dön
“TÜRKİYE’DE EĞİTİM SİSTEMİ VE EĞİTİMDE DÖNÜŞÜM” KONULU PANEL DÜZENLENDİ
Haberler Ankara

“TÜRKİYE’DE EĞİTİM SİSTEMİ VE EĞİTİMDE DÖNÜŞÜM” KONULU PANEL DÜZENLENDİ

10 Nisan 2007 tarihinde aramızdan ayrılan EMO Ankara Şubesi 6. ve 7. Dönem Yönetim Kurulu Üyesi Halil Eker’in ölüm yıldönümü olan 10 Nisan 2012 Salı günü “Türkiye’de Eğitim Sistemi ve Eğitimde Dönüşüm” konulu panel düzenlendi.

 

 

Halil Eker`in hayatından kesitlerin sunulduğu sinevizyon gösteriminin ardından söz alan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurul Başkanı Ebru Akgün Yalçın şunları söyledi; "Böylesi duygusal bir anda konuşmak zor oluyor. Halil Eker Ağabeyimizi kişisel olarak tanıma fırsatı bulamadım. Şu an birlikte çalıştığımız, onunla çalışma fırsatı bulan ağabeylerimizden ablalarımızdan Halil Eker`i dinledik. Halil Eker, ailesinden çaldığı zamanın büyük yoğunluğunun Odasında geçirdi. 80`li yılların en cafcaflı dönemlerinde Oda mücadelesinde çok aktif nefer olarak görev yaptı. Bu noktada ondan öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Ne mutlu ki bize onun bıraktığı mirasa sahibiz. Mezarlık anmasında Ahmet Altay Varol`un söylediği bir söz beni çok etkiledi; ‘Herkes yaşar herkes ölür ama önemli olan iz bırakabilmektir.` Halil Ağabey hem Türkiye mücadelesinde hem Odamız mücadelesinde çok büyük bir iz bıraktı. Biz onu her sene anmaya devam edeceğiz. Adına bir bilgisayar dersliğimiz var, onu her eğitimde anıyoruz. Onun o dönemdeki mücadelesi bizi bir arada tutuyor, bu bizler için onur verici bir şey."

Halil Eker`in eşi Gülcan Eker de anmada şunları söyledi; "Halil Eker`in eşi olarak buraya geldiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. 5. yılı bitti, bu 5 yıl bizim için çok zor geçti. Unutmak mümkün değil. Halil çok mücadeleci bir insandı. İhtilalden sonra Odaya sahip çıkan ilk kişilerden biriydi. Evden çaldığı zamanlarda Oda`da olurdu. O zamanlar Oda`nın da durumu çok iyi değildi, Odayı ayakta tutmaya çalışanlardan biriydi. Bütün çocuklar okusun isterdi. Elinden geldiğince etrafına yardım etmek isterdi. ‘Ben çok zorluklarla okudum bu ülkeye borcum var çocukları elimden geldiğinde eğitmek istiyorum` derdi. Çok mücadele etti, hastalığıyla da mücadele etti ama yapacak bir şey yoktu."

Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi. Oturum Başkanlığını EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Akgün`ün yaptığı panelde ilk olarak Eğitim Sen Ankara 2 No`lu Şube Örgütlenme Sekreteri Meral Kurt konuştu.

"Ortaokulları ve liseleri imam hatiplere çevirmeye çalışıyorlar"

Meral Kurt şunları söyledi; "4+4+4 bizim ile ilgili olarak eğitimciler arasında espri oldu artık bu yasaya 4x3 deniliyor. 4+4 neler götürüyor? Biliyorsunuz bu yasa zorunlu eğitim yasası diye Meclis`te kabul edildi. Zorunlu eğitim bir yurttaşın belirlenen çağa girince eğitim kurumlarında zorunlu eğitim görmesini sağlayan bir deyimdir. Ülkemizde 18 Ağustos 1997 yılında 8 yıl kesintisiz olarak uygulanmaya başlandı. Anayasanın 42. maddesi der ki, ilk öğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır. İlk öğretimde 8 yıl kesintisiz eğitime başlandı.

Bu 14 yıl içinde net okullaşma oranı yüzde 84`den yüzde 98.41`e ulaşmış. Bu çok önemli. 1997-98 öğretim yılında ilk öğretime devam eden kız öğrenci oranı yüzde 78 iken 2010-2011 döneminde bu oran yüzde 98.22`ye çıkmıştır. Kız çocuklarımızın orta öğretimde eğitime katılması bugün itibariyle yüzde 66.14`e çıkmıştır. Teknik liseler 97-98 yıllarında bu okullarda 950 bin öğrenci okurken 2010-2011 yılında 2 milyon 73 bine çıkmıştır. Artış yüzde 110`dur. Bu artışlarla birlikte derslikler ve öğretmen sayısında da artış olduğunu görmek gerekiyor. Bir gün Sayın Başbakan kalktı dedi ki ‘dindar nesil yetiştirmek istiyoruz` dedi ve eğitimde düzenlemelere gidildi. Bu değişikliklerin asıl muhatabı öğrenciler, veliler, üniversiteler ve sendikaların düşüncesi alınmadan hükümetin siyasal görüşlerine yakın yasa teklifini Meclis`e getirdiler. Dinsel söylemle birlikte piyasacı bir söylem bu yasada hakimdir.Yeni yasa teklifiyle okula başlama yaşı 5 yaşa çekiliyor. Normalde 72 ayını dolduran - 6 yaşını dolduran- çocuk ilkokul 1. sınıfa başlıyordu. Ondan öncesi sürekli savunduğumuz okul öncesi eğitimiydi. Yasayla eğitim yaşı geri çekilirken çocukların gelişim dönemine uyumsuz bir sistem yaratılıyor. 4 yıl ilköğretim 4 yıl orta okul 4 yıl lise eğitimi verilecek. 5 yaşındaki çocuk işlemlere başlamadan ilkokula, soyut işlemler dönemine geçmeden ortaokula ve 13 yaşında ortaöğretime başlıyor. Bir ülkenin geleceğini belirleyen eğitim sistemidir. Bir toplumu şekillendirmek istiyorsanız eğitimden başlarsınız.Burada yapmak istedikleri eğitim süresini artırma bahanesiyle kendi ideolojik amaçları doğrultusunda hem eğitimi dolayısıyla toplumu şekillendirmeye çalışıyorlar.

Ortaokulu ve lisede fıkıh, peygamberin hayatı seçmeli ders olarak okutulur deniliyor, seçmeli ders dediği okulun bünyesine bırakılan MEB`in kendi karar vereceği zorunlu derslerdir. Ortaokulları ve liseleri imam hatiplere çevirmeye çalışıyorlar.Okul öncesi zorunlu eğitim alması gereken çocuklarımız direkt ilköğretime başlayacak. Çocukların zihinsel gelişiminin 0-6 yaş olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Okul öncesi eğitimin zorunlu olması için çalışmalar yaparken okul öncesi eğitim zorunlu eğitim kapsamı dışında bırakılıyor.

Okul öncesi eğitimin zorunlu olması gerekirken tamamen piyasanın isteklerine bırakması 5 yaşındaki çocuğun ilkokul 1. sınıfa başlaması. Bu arada ilkokul bitirme yaşını da düşürüyorlar. Eskiden 6-15 yaş iken şimdiki uygulama ile 13 yaşa düşürüyor.Bizim önemsediğimiz parasız eğitim maddesi yasadan çıkartılıyor. 1739 Sayılı MEB temel kanunun 22. maddesinde yapılan değişiklikle ‘ilköğretimin devlet okullarında parasız` olduğu ifadesi kaldırılıyor. Anayasa yapacakları küçük bir düzenleme ile ilköğretimi paralı hale getirecekler. Hedef şu, kanunun ana dili piyasacı bir dil olması. Özel okula giden öğrenciye 1.500 TL ile 3 bin lira arasında yardım yapacaklarını açıkladılar. Bu tamamen özel okullara teşvik etme, parası olan ailelerin çocuklarını okutma anlamına gelmekte.Açık öğretim çocukların sosyalleşmesini önlemektedir. Çocuklarımızı bekleyen çok büyük tehlike var; çocuk gelinler. Kız çocuğu ilk okulu orta okulu bitirdi aile şunu söyleyecek ‘liseye gitmene gerek yok sana bilgisayar internet okulsa okul mezun olacaksan mezun ol." Türkiye`de çocuk gelinlerin oranı yüzde 31, evlenen kızların yüzde 33`ü çocuk gelin tanımı içinde. Türkiye`de okur yazar olmayanların yüzde 47`si 18 yaşından önce evlenmekte. Çocuk gelinlerine çözüm getirilmiyor aksine yolu açılıyor. Bu durum asla kabul edeceğimiz bir şey değil.

Hükümetin çıkardığı yasaların en çok biz kadınları vurduğunu görüyoruz. Yasa ile çıraklık yaşı 14`ten 11`e çekiliyor. Çocukların ucuz işgücü olarak görülmesine olanak sağlandı. Çocuklarımızın daha fazla sömürülmesi ile karşı karşıyayız.Bizim önerimiz zorunlu eğitimin artırılması 3-4 yaş 5-6 yaş olmak üzere okul öncesi 9 yıl ilköğretim ve 4 yıl da orta öğretim olmak üzere 15 yıl zorunlu eğitime çıkarılması Eğitim-Sen`in temel görüşüdür.Eğitim bir insan hakkıdır, eğitim hakkından herkesin eşit parasız kendi anadilinde yararlanması gerekmektedir."

" Eğitimde Teknolojinin Kullanımı ve Fatih Projesi "

Panelde bu konuda konuşan ODTÜ Öğretim Üyesi Tarkan Gürbüz özetle şunları söyledi; " Son elli yılda tüm insanlık büyük bir ekonomik, sosyal, teknolojik ve kültürel dönüşüme ve değişime şahit olmuştur. Bu değişiklik beraberinde temel ekonomik kaynağı bilgi ve en önemli ekonomik sürecin öğrenme olduğu "bilgi ekonomisi" ve "bilgi toplumu" kavramlarını ortaya çıkarmıştır. Birey olarak değişebilmek ve uyum sağlayabilmek için önce bu değişimi çok iyi anlamak gerekiyor. Değişen ve gelişen teknolojiler sosyal yapıdaki değişimi hızlandırmaktadır. Bu süreçte toplumun ihtiyaç duyduğu birey tipi, öğrenme alışkanlıkları değişim göstermektedir. Öğrenme merakı oluşturacak unsurları eğitim sistemine sokmak lazım, öğrencilerin sorgulama becerilerini düşünme becerilerini artıracak unsurları koymanız gerekiyor. Bilgiyi ezberleyen bireylere değil, bilgi birikimi içinde kaybolmadan bilgiye ulaşabilen, bilgiyi kullanabilen ve yaratıcı düşünen, bilgi üretebilen bireylere ihtiyaç vardır. Bilgi çağındaki gelişmeler bilgiyi paylaşabilen nitelikli insan ihtiyacını ortaya koymaktadır.Etkili bir öğretim, öğrenenin özelliklerine uygun öğretim stratejilerinin seçilmesine, doğru biçimde uygulanmasına ve öğretim materyallerinin başarılı tasarımına bağlıdır.

Eğitimde teknoloji amaç değil araçtır. Bu bakış açısıyla teknoloji eğitimi ve eğitimde teknoloji kullanımı birbirine karıştırılmamalıdır. Amaç teknolojinin etkin kullanımı ile zengin öğrenme ortamları oluşturmak olmalıdır. Öğrencilerini yönlendirebilmek, onlara yardımcı olabilmek için öğretmenlerin bilgi ve becerileri bu noktada çok önemlidir. Teknolojiyi yerinde, yeterince ve doğru kullanmak gerekir. Eğitim ile ilgili alınacak kararlarda bu alanda projelerin geliştirilmesinde ve politikaların belirlenmesinde eğitim uzmanları ile birlikte çalışmak gereklidir. Eğitimde teknolojinin doğru kullanılması bu alanda uzman kişilerle birlikte çalışarak doğru tasarımların ortaya çıkarılması ile mümkündür. Fatih projesi ülkemizde başlatılmış çok önemli bir projedir. Fırsatları Artırma Teknolojiyi İyileştirme Hareketi olarak adlandırılan bu projenin isminden hareketle eğitimde büyük bir atılım gerçekleştirilebileceği düşüncesi çok sevindiricidir. Ülkemiz kaynaklarının verimli kullanılması ve potansiyelin doğru kullanılarak bu atılım düşüncesinin gerçekleşmesi açısından bu büyük ve kapsamlı projenin başarıya ulaşması çok önemli ve gereklidir. Bu noktada ben kişisel olarak elimden geldigince hertürlü katkıyı vermeye çalışıyorum. Eminim bütün eğitim fakültelerinde görevli akademisyenler de katkılarını esirgemeyeceklerdir. Bu projenin başarıya ulaşması hepimiz için çok önemli ve gereklidir.

Bilgi çağı insanı kendini sürekli yenileme ve geliştirme ihtiyacını fazlasıyla hissedecektir. Sadece mesleki kazanımlar için değil kişisel gelişim için de "Yaşam boyu öğrenme" kavramı giderek yaygınlaşmakta ve dolayısıyla "sürekli eğitim" talebini arttırmaktadır. Eğitim almak isteyen öğrenci sayısının artması, eğitim alanının daha çok genişlemesi sonucunu doğurmakta ve uzaktan eğitim yaygınlaşmaktadır. Öğretim teknolojileri alanındaki hızlı gelişme, varolan eğitim yaklaşımlarının sorgulanmasına sebep olmuş ve her düzeyde eğitim ve öğrenme ihtiyaçlarında yenilikçi çözümlerin geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Uzaktan eğitim fikri yeni olmamasına rağmen e-öğrenme bu alanda birçok imkan yaratmakta ve büyük bir potansiyele sahiptir. Hızla gelişmekte olan bu endüstri birçok yeni fırsatlar sunuyor. Günümüzde e-öğrenme, hem uzaktan eğitim hem de örgün eğitim için birçok yeni uygulamalara imkan tanımaktadır. Ayrıca e-öğrenme çözümleri engellilere yönelik fırsatlar da sunabilir. Bugün bu çözümler daha çok ileri yaş düzeylerine yönelik eğitim uygulamalarını sunuyor ancak bu yaş gittikçe düşebilir. 4+4+4 eğitiminde açık öğretim ne yönde olacaktır? Kurguyu ve tasarımı iyi yaptığınız zaman uzaktan eğitimde çekinecek bir şey görmüyorum. Yüz yüze eğitime alternatif olmayacaktır diye düşünüyorum, fiziksel olarak okul binaların ortadan kalkacağını sanmıyorum.

E öğrenme alanında bugün bütün dünyada üzerinde önemle üzerinde durulan şey içerikten materyalden zengin öğrenme ortamlarının ötesinde sizin bu sistemi nasıl yürüttüğünüz nasıl yönettiğiniz ve sürekliliğini nasıl sağladığınızdır. Bunu sağlayabilenler farkı ortaya koyacaktır."

Panelde son olarak konuşan EMO Ankara Şubesi Üyesi Ali Yiğit "Üniversiteler ve Mühendislik Eğitimi" konusunda düşüncelerini aktardı.Panel katılımcıların sorularının panelistler tarafından yanıtlanması ile sona erdi.