Tüm Haberlere Dön
BASIN TOPLANTISI : ELEKTRİK DAĞITIM ÖZELLEŞTİRMELERİ YAŞAMSAL BİR KAMU HİZMETİNİN ÖZEL SERMAYEYE DEVRİ DEMEKTİR. ÜLKEMİZ, HALKIMIZ VE ÜYELERİMİZİN GELECEĞİ İÇİN İZİN VERMEYECEĞİZ!
Haberler İstanbul

BASIN TOPLANTISI : ELEKTRİK DAĞITIM ÖZELLEŞTİRMELERİ YAŞAMSAL BİR KAMU HİZMETİNİN ÖZEL SERMAYEYE DEVRİ DEMEKTİR. ÜLKEMİZ, HALKIMIZ VE ÜYELERİMİZİN GELECEĞİ İÇİN İZİN VERMEYECEĞİZ!

Geçtiğimiz hafta yapılan elektrik dağıtım özelleştirmeleri konusunda kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla 18 Ağustos 2010 Çarşamba günü Şubemizde basın toplantısı yapıldı. Basın toplantısına, Şubemiz Y.K Başkanı Erhan Karaçay, TES İŞ İstanbul 1 No'lu Şube Sekreteri Rıdvan Uyar, Türk Enerji Sen Avrasya Şube Başkanı Mehmet Emin Güler ve Tükoder Genel Sekreteri Halil Çamalan katıldı. Basın toplantısının metni haberimizin devamındadır.

BASIN BİLDİRİSİ


ELEKTRİK DAĞITIM ÖZELLEŞTİRMELERİ YAŞAMSAL BİR KAMU HİZMETİNİN ÖZEL SERMAYEYE DEVRİ DEMEKTİR. ÜLKEMİZ, HALKIMIZ ve ÜYELERİMİZİN GELECEĞİ İÇİN İZİN VERMEYECEĞİZ!


Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından 9 Ağustos 2010‘da yapılan ihaleler sonucu dört bölgenin elektrik dağıtım hizmeti özelleştirilerek, stratejik ve kamusal özellikteki hizmet, büyük sermaye gruplarının kontrolüne bırakılmıştır. 2010 yılı sonuna kadar özelleştirileceği ilan edilen, AYEDAŞ (İstanbul Anadolu Yakası), Toroslar ve Akdeniz Dağıtım Bölgelerinin ihalelerinin tamamlanması ile birlikte dağıtım şirketlerinin özelleştirilme sürecinin bitirilmesi hedeflenmektedir.


ELEKTRİK ALANINDAKİ ÖZELLEŞTİRME PROGRAMI TAMAMLANIYOR

Son 20 yıllık dönemde elektrik enerjisi alanında yürütülen neoliberal program, enerji kurumlarını bölme, serbestleştirme ve özelleştirme politikalarının uygulanması biçiminde gerçekleşmiştir. Bugün elektrik enerjisi alanı, kamunun yatırım yapması 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasası`nın ardından engellendiği için, tamamen özel sektörün keyfine bırakılmış, gerekli yatırımlar yapılamamış, istihdam eksiklikleri giderilmemiş, ülkemiz enerji açığı riskiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Elektrik enerjisinde ne arz güvenliği ne de fiyat istikrarı sağlanabilmiştir.

Özelleştirme politikaları çerçevesinde yürütülen uygulamalar sadece yatırımsızlık ve zarar hanesinin yükseltilmesi olarak kalmamış, istihdam politikaları konusunda ciddi bir çökertme planı uygulanmıştır. Bugün dağıtım şirketlerinde kadrolu çalışan arkadaşlarımızın sayısından daha çok temel hizmetleri yürüten taşeron çalışanı bulunmaktadır.

Yasal olarak taşerona verilmeyecek olan asıl işin devamı olan işler, yasalar yok sayılarak taşerona verilmiş, taşeron işçilerinin hakları kısıtlanarak, kamusal yükümlülüklerden kaçınılmış, işçilerin iş sözleşmelerinden ve mevzuattan kaynaklanan haklarını ortadan kaldıran uygulamalar yapılmıştır. Maliyetlerin düşürülmesi gerekçesiyle yapılan taşeronlaştırma sonucunda maliyetler kat be kat artmış ve tüketici faturalarını yükselten bir unsur haline gelmiştir.

Özelleştirme politikalarına karşı çıkan bizler, dağıtım şirketlerindeki örgütlülüğü devam ettirerek, kazanılmış hakları korumak ve taşeronda çalışan işçileri de asıl işverenin işçisi olarak her türlü hak ve güvenceye kavuşturmak için bütün yasal hakların kullanılmasına destek vereceğimizi bir kere daha belirtiyoruz.

Dağıtım şirketlerinin devri sonrasında iddia edilen bütün özelleştirme söylemlerinin tersine;

  • Hizmetin kalitesi düşecek ve sürekliliği tehlikeye girecektir.

  • Tüketici faturaları her özelleştirme uygulaması sonrasında olduğu gibi giderek kabaracak ve özel sermayenin kar hırsına terk edilecektir.

  • Elektrik enerjisi bir faturanın ödemesinin yapılamadığının ertesi günü kesilen bir tüketim malına indirgenecek; üretimden sağlığa kadar birçok alanda kritik önemde yoksunluklar ortaya çıkacaktır.

  • Kurumda çalışan bütün arkadaşlarımızın iş güvencesi ortadan kaldırılacak 4-C ve 4-B gibi uygulamalar gündeme gelecektir.


ÖZELLEŞTİRME LOBİSİ BASKI UYGULUYOR

Bütün bu gerçekler karşısında siyasi iktidarın kurumlarımızı etkisizleştirme çalışmaları her türlü düzeyde sürdürülmektedir. En son EMO`nun dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi karşısında hukuki mücadeleye devam etme açıklamaları, siyasal iktidarın yandaş medyası tarafından basın etiğine uymayan manşetlerle karalamaya çalışılmıştır.


Sabah ve Takvim gazeteleri, "Elektrikte Oda Terörü", "Odadan Tehdit" başlıklarıyla manşetten kurumlarımızı hedef göstermeye kalkmış; özelleştirme işlemlerinin yargıya taşınması gibi doğal, yasal bir süreci "tehdit", "terör" gibi nitelendirmelerle tanımlamıştır. Kurumlarımız, Anayasa ve yasalardan aldığı yetki ve sorumlulukla, yargıya başvuracağını açıklayan EMO`ya karşı sürdürülen bu yayıncılık anlayışını kınamaktadır.

Yine aynı yanlı gazetelerde "İş Dünyasından EMO`ya Sert Tepki" başlığı altında verilen haber, söz konusu ihalelerin alıcısı konumundaki şirketlerin görüşlerinden oluşturulmuştur. Bu görüşlerden biri "Türkiye`nin kalkınması ve ekonominin gelişmesi için sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinin 10 yıl süreyle kapatılması gerekir" biçimindedir. Bu anti demokratik görüşün birinci sıraya çekilmesi yanlı medyanın demokratik hak arayışlarına nasıl baktığının açık bir göstergesidir.

Bilindiği gibi bu medya kuruluşunun sahibi olan şirketin Genel Müdürü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ın damadıdır. Yani AKP patentlidir. 1990`ların sonunda yapılan elektrik dağıtım ihalelerinde medya kuruluşlarının kamu ihalelerine girişi yasak olduğu için açılan davalarda ihale iptalleri gerçekleşmiştir.


ANAYASAL DEĞİŞİKLİKLER ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARINI DENETİMDEN KAÇIRMAYA ÇALIŞIYOR

AKP Hükümeti, Anayasa değişikliği ile Danıştay`ın kamu yararı kapsamında siyasal iktidarın işlemlerine yönelik hukuki denetim yetkisine müdahale etmek istemektedir. Bu tür kamu yararını korumaya dönük düzenlemeler ne yazık ki neoliberal politikalar doğrultusunda son 20 yıl içerisinde tırpanlanmış, Anayasamız da bu anlamda uluslararası tahkim gibi düzenlemelerle daha da geriye götürülmüştür. Şimdi gündeme getirilen Anayasa değişikliği paketi de bu anlamda demokratik bir hukuk devleti için atılan adımları içermemekte, tersine yargı erki yürütmeye daha da bağımlı hale getirilmek istenmektedir.

12 Eylül`de referanduma sunulacak olan Anayasa`nın 125. maddesinde yapılmak istenen değişiklikle, yargı yetkisinin yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı Anayasa`ya eklenmektedir. Düzenlemenin gerekçesi de, AKP`nin miting meydanlarındaki konuşmalar da gerçek amacı ortaya koymuştur. AKP`nin 25 Nisan 2010 tarihli bilgilendirme notunda "Kamu yararı gibi subjektif bir kavramla birçok özelleştirme kararı iptal edilmiş, küresel sermayenin Türkiye`de yatırım yapması ile ilgili birçok zorluk çıkarılmıştır" denilmektedir. Bir işlemin kamu yararına uygun olup olmadığının denetlenmesi yerindelik denetimi değil, hukuka uygunluk denetimidir ve idare hukukunun doğduğu günden bu yana uygulanmaktadır.

Diğer bir konu da özelleştirmeler sonucunda elde edilen gelirlerin nerelere harcandığıdır. Ülkemizde yaşanan özelleştirme savrukluğunun bir başka boyutu da bugüne kadar gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarından elde edilen ve yaklaşık 40 Milyar ABD Dolara ulaşan bu gelirlerin nerelere harcandığı konusunda yürütme erkinin inandırıcı bir açıklama yapmamış olmasıdır. Özelleştirmeden gelen bu paralar nerelere gitmiştir, dış borç mu ödemiştir, istihdam artırıcı yatırım mı yapılmıştır, büyük sermaye gruplarına ucuz kredi olarak mı peşkeş çekilmiştir, kamuya mı harcanmıştır yoksa birtakım yabancı aracı kuruluşlara danışmanlık ücreti olarak transfer mi yapılmıştır? Bu konuda mevcut hükümetin ve yürütmenin mutlaka ayrıntılı ve doğru bir açıklama yapması, özelleştirmeleri yapanlar adına Kamu`ya anlatmak, açıklamak ve yönetimde şeffaflık adına zorunludur.

KAMU KAYNAKLARININ YAĞMALANMASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ, İZİN VERMEYECEĞİZ!

Kamu yararı ilkesini benimseyen kurumlarımız, elektrik hizmetinin kamu hizmeti anlayışıyla planlanması,  yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızın kesintisiz, kaliteli, verimli ve ucuz bir şekilde halka sunulması gerektiği noktasında ortaklaşmış; özelleştirme politikaları karşısında bir araya gelerek demokratik ve hukuki haklar çerçevesinde birlikte tutum almışlardır.

20 yıllık mücadele sonucunda ÇEAŞ ve AKTAŞ özelleştirmelerini geri çeviren kurumlarımızın ileri sürdüğü politikalar, kamuoyu nezdinde giderek artan bir meşruiyete sahip olurken, siyasi iktidarlar ısrarla enerji tekellerinin çıkarları doğrultusunda politikalar yürütmekten vazgeçmemişlerdir. Sürdürdüğümüz kitlesel mücadeleler, hukuksal süreçler, kamuoyunu bilgilendirme çabaları, IMF ve Dünya Bankası`nın programları ve yabancı danışman şirketlerin çıkarları karşısında göz ardı edilmiş ve ülkemiz ciddi bir elektrik enerjisi darboğazıyla karşı karşıya getirilmiştir.

Özelleştirme karşıtı kurumlar olarak, kamu kaynaklarının özel sermayeye transferinden başka bir anlama gelmeyen, tüketici olarak halkın ve kurum çalışanlarının aleyhine sonuçlara yol açan ve kamu yararı taşımayan özelleştirme uygulamalarına karşı her platformda ve her türlü demokratik araçla mücadeleden bir an bile vazgeçmeyeceğimizi bir kere daha ilan ediyoruz. Mücadelemiz, özel sermayeye aktarılan kamu kaynaklarının tekrar kamulaştırılmasına, çalışanların hak kayıplarının giderilerek iş güvencesinin yeniden tesis edilmesine kadar devam edecektir. 18 Ağustos 2010

ÖZELLEŞTİRME KARŞITI PLATFORM – İSTANBUL BİLEŞENLERİ

TÜRK-İŞ - Tes-İş İstanbul 1 Nolu Şubesi,
TMMOB – Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi,
TÜRKİYE KAMU SEN - Türk Enerji Sen Avrasya Şubesi,
KESK - Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) İstanbul Şubesi,
Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Genel Merkezi