10.06.2010
DIŞA BAĞIMLI, PAHALI ve KİRLİ NÜKLEER ENERJİ ANLAŞMASI ÜLKEMİZİN ve ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ İPOTEK ALTINA ALACAKTIR
Hükümet tarafından Rusya ile nükleer enerji üretimi konusunda enerji alım garantili bir anlaşma imzalanarak, nükleer santral yapım süreci ne yazık ki başlatılmıştır. Ekonomik ve teknolojik olarak savunulabilir bir tarafı bulunmayan bu anlaşma kamuoyu tarafından da anlaşılamamıştır.
Son 30 yılda, nükleer enerji açısından örnek gösterilen ABD, Almanya ve Kanada gibi gelişmiş batı ülkelerinde yeni bir nükleer santralin yapılmamış olması, yapımına başlanan 100ü aşkın santralin yapımından vazgeçilmiş olması; nükleer enerji maliyetinin öngörülenden çok daha yüksek olacağı, bir nükleer santralin söküm bedelinin 1 milyar doları bulabildiği, kamuoyunda yaygın olarak bilinen Windscale (1957, İngiltere), Three Mile Island (1979, ABD) ve Çernobil (1986, SSCB) kazalarının yanı sıra dünyada bir felakate yol açabilecek yüzlerce nükleer kazanın gerçekleşmiş olduğu, nükleer santraller civarında yaşayanlarda görülen kanser vakalarında yüzde 400lük artış, genetik mutasyonlar sonucu normal olmayan doğumlar ve yaygın lösemi hastalıklarının gözlemlendiği, nükleer atıklar için ise hala çözüm üretilemediği, yüzlerce yıl doğa ve insan sağlığını riske sokacak şekilde depolandığı ve dünya üzerinde henüz lisanslı bir nükleer atık depolama tesisinin bulunmadığı bilinen gerçeklerdir.
Nükleer Enerji gelişmiş batı ülkeleri tarafından terk edilmektedir. ABD Enerji Ofisinin öngörülerine göre, 2020 yılında Dünya üzerinde Nükleer Santral Kurulu gücünde önemli bir değişiklik olmayacağı, ancak gelişmiş ülkelerde santral sayısı azalırken, yeni santrallerin sadece gelişmekte olan ülkelerde kurulacağı belirtilmektedir. Bu öngörülere göre 2000-2020 yılları arasında, Nükleer Enerji Kurulu gücünde; Kuzey Amerikada % 20.5, Batı Avrupada % 18.2, Sovyetler Birliğinde % 19.5 oranında bir azalma beklenirken, Asyada % 72.1, Orta ve Güney Amerikada % 32.0 ve Afrikada % 23.9 oranında bir artış beklenmektedir. Gelişmiş Batı nükleer beladan kurtulurken, bu bela Gelişme Yolundaki Ülkelerin başına sarılmaktadır.
Son 30 yıllık dönemde ABDde 9.764 MW kapasitesindeki Nükleer Santral kapatılırken 35.000 MWın üzerinde Rüzgar Enerjisi Santrali kurulmuştur. Benzer şekilde; Almanyada 6.000 MW kapasitesindeki Nükleer Santral kapatılarak 25.000 MW Rüzgar Enerjisi Santrali kurulmuş, Fransada 4.000 MW kapasitesindeki Nükleer Santral kapatılarak 4.500 MW Rüzgar Enerjisi Santrali kurulmuş, İngilterede 3.300 MW kapasitesindeki Nükleer Santral kapatılarak 4.000 MW Rüzgar Enerjisi Santrali kurulmuş, İspanyada ise 600 MW kapasitesindeki Nükleer Santral kapatılarak 20.000 MW Rüzgar Enerjisi Santrali kurulmuştur.
Nükleer enerji anlaşması pahalı bir seçenek olarak Türkiyenin geleceğini ipotek altına almıştır. Türkiye, Nükleer santralden ortalama 12.35 sent gibi çok yüksek bir tarifeden, 15 yıl boyunca elektrik satın almayı garanti etmiş durumdadır. Türkiye ortalama fiyat üzerinden, Rusyaya 15 yılda satın alacağı 415 Milyar kw saatlik elektrik karşılığında 51 milyar dolar ödeyecektir.
Nükleer santralden üretilen elektriğin kw saatine 12.35 sent veren siyasi iktidar, Rüzgar Enerisinden üretilen elektriğe 7.0 senti (5.5 euro-sent) çok görmektedir. 4.800 MWlık dışa bağımlı, pahalı ve kirli nükleer enerji için her türlü kolaylığı sağlayan iktidar, 80.000 MWa yakın dışa bağımlı olmayan, temiz ve tükenmez rüzgar enerjisi başvurusunun önünü açmamaktadır.
Diğer taraftan, Türkiyede üretilen elektriğin yüzde 50ye yakını doğalgaz çevrim santrallerinden karşılanmaktadır. Elektrik fiyatlarının yüksek olmasında başrolü oynayan Doğalgazın çok büyük bölümünün Rusyadan alınmasının yanı sıra, yüksek maliyetli nükleer enerjide de aynı ülkeye bağımlı olunması Rusyaya olan enerji bağımlılığını yüzde 70lere çıkartacaktır. Zaten halkta çok büyük ödeme zorluğu yaratan elektrik faturaları böylece daha da kabaracaktır.
Sanayi ve evsel atıkların çağdaş mühendislik normlarına göre yönetilemediği Türkiyede, nükleer atıkların nasıl yönetileceği ayrı bir sorundur. Bu sorunun en bariz örneği, 8 Ocak 1999 günü İkitellide radyoaktif hastane atıklarının yönetilememesi nedeniyle meydana gelen ve son dönemde dünyada yaşanan en büyük nükleer kazalardan biri olarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunca tescil edilen İkitelli radyoaktif kazası unutulmamalıdır.
Böylesine kritik bir kararda, bilimsel gerçekleri dikkate almadan çok aceleci davranan, bu konuda yıllardır görüşleri olan örgüt ve meslek odaları ile iletişime geçmeden halkımızın geleceğini belirsizliğe sürükleyen AKP hükümeti, yaşanacak tüm olumsuzluklardan sorumludur.
Halihazırdaki elektrik santrallerinin üretim kayıpları ve yıllardır üzerine hiçbir yatırım yapılmamış iletim hatları kayıpları ile ilgili somut bir çalışma yapılmış mıdır? Bugün üretilen elektriğinin %18ine karşı gelen bir kısmının teknik veya diğer nedenlerle ortaya çıkan kayıp-kaçak olduğunu göstermektedir. Bunun da yılda yaklaşık olarak 1,7 milyar dolarlık bir kayba karşı geldiği bilinmektedir.
Türkiyenin enerji ihtiyacını karşılamak için nükleer santral gerekli midir?
Tüm dünyada benimsenen yeni ve yenienebilir enerji kaynakları, enerji ihtiyacımızı karşılamak için neden yaygın kullanılmamaktadır?
Kurulacak nükleer santralin teknolojisi nedir?
Rusya nükleer santralden enerji üretirken oluşan nükleer atıklarını geri alacak mıdır? Yoksa bu ve başka santrallerin atıkları Türkiye topraklarında mı depolanacaktır? Nasıl DEPOLANACAKTIR?
Yoksa bütün bu sorular yeterince irdelenmemiş ve bir hükümet dayatması olarak, geleceğimizi karartan, bizi yüksek enerji maliyetlerine ve atıklara bağımlı kılan bir anlaşma mı imzalanmıştır?
Yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarının Enerji Bakanlığı tarafından kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.
Sanıldığının aksine Nükleer Enerji yarının teknolojisi değil, dünün teknolojisidir. Yarının teknolojisi rüzgârdan, güneşten, biyokütleden, dalgalardan ve daha farklı doğal kaynaklardan elde edilecek enerjidir. Yapılması gereken nükleer santral anlaşmaları imzalamak değil, yaşamın sürdürülebilirliği ilkesini gözeten yenilebilir enerji kaynaklarına yönelmektir.
Memleketimizi siyasi iktidarların bilim dışı kararlarına terk etmeyeceğiz ve her platformda mücadele edeceğiz.
Kamuoyuna duyurulur.
Saygılarımla.
TMMOB Mersin İl Koordinasyon Kurulu