İzmir Mimarlık Merkezi`nde 24 Haziran 2019 Pazartesi günü gerçekleştirilen etkinlik kapsamında ilk olarak EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Yazmanı Hacer Şekerci`nin yönetici, EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı H. Avni Gündüz ile Konar Enerji İş Geliştirme Direktörü Atilla Yapar`ın konuşmacı olarak yer aldığı konferans oturum gerçekleştirildi. Bu yıl 24 Haziran`ın Dünya Yenilenebilir Enerji Günü olarak kutlanmaya başladığına dikkat çekerek oturumu açan Hacer Şekerci, açılış konuşmalarını yapmak üzere Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Halil İbrahim Alpaslan`ı küsüye davet etti.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının doğanın ve çevrenin korunması açısından önemine dikkat çekerek konuşmasına başlayan Alpaslan, "Biz mimarların konuya ilişkin özeleştiri yapmamız gerekir. Mimarı tasarımlarda bugüne kadar enerji verimliliğini çoğu kez göz ardı ettik. Isıtma, soğutma ve yalıtım konularını hep tasarım sonrası çözülebilecek sorunlar gibi algıladı. Oysa mimari tasarımın enerji verimliliği de hesaba katılarak yapılması gerekir" diye konuştu. Önümüzdeki dönemde binaların çatı ve yüzeylerinde güneş yerleştirilecek güneş panellerinin mimari tasarımlara daha çok yansıyacağına vurgu yapan Alpaslan, katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.
23 Haziran`ın ise Dünya Kadın Mühendisleri Günü`nü olduğunu hatırlatan Hacer Şekerci kadın katılımcılarının kutlayarak, sözü H. Avni Gündüz`e bıraktı. Dünyanın güneşten kopup, soğumaya başlamasıyla yaşam için uygun bir ortamın oluştuğunu ifade ederek konuşmasına başlayan Gündüz, yaşam için temel enerji kaynağının yine güneş olduğunu kaydetti. Endüstri devrimiyle artan enerji ihtiyacının fosil kaynaklardan karışlandığını hatırlatan Gündüz, "Enerji kaynaklarının kontrolü için yaşan dünya savaşları, sonrasındaki yıllarda petrol kaynaklarına sahip OPEC üyesi ülkelerinin tırmandırdığı enerji krizleri, yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin araştırma ve geliştirme çalışmaları tetikledi. Alternatif arayışlarının artması ve bilimsel ve teknolojik gelişmelerinin de etkisiyle bugün yenilenebilir kaynaklarının daha çok kullanılıyor. Yakın gelecekte fosil kaynakların bütünüyle terk edilmesi beklenmese de yenilenebilir kaynaklarının oransal olarak büyümesi öngörülüyor" diye konuştu.
"Enerjinin Önemi Artarak Sürüyor"
Büyük çoğunluğu Afrika kıtasında olmak üzere 1 milyarı aşkın insanın kesintisiz bir biçimde elektrik enerjine erişme imkanı olmadığına vurgu yapan Gündüz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"50 yıl öncesine göre enerji yokluğu daha büyük bir sorunlara neden olmaktadır. Buzdolaplarının çalışması, asansörlerin, elektrikli toplu taşıma araçlarının devre dışı kalması bile günlük hayatta bir kaosa neden olur. Bu durum gelecekte de enerji kaynaklarını ve bu kaynaklara ilişkin teknolojileri elinde tutanların hükmetmeye devam edeceğini göstermektedir."
Ülkemizin coğrafi olarak güneş ve rüzgar enerjinden çoğu ülkeye göre daha fazla faydalanabilecek bir kuşakta olduğuna işaret eden Gündüz, "EMO olarak uzun yıllar boyunca ‘tasarruf` kavramı kapsamında kampanyalar yaparak, yurttaşların duyarlığını artırmaya gayret ettik. Bir süredir de konuyu daha kapsamlı olması nedeniyle ‘verimlilik` kavramı kapsamında değerlendiriyoruz. Enerjiyi elde ederken çevreye verilen zararı en aza indirmek için verimli kullanma ve karbon ayak izini azaltma çağrıları yapıyoruz" dedi.
"Yatırım Tasarrufu, Teşviğe Dönüştürülmeli"
Elektrik enerjisine klasik yaklaşım kapsamında tanımlanan üretim, iletim, dağıtım ve tüketim zincirinin yenilenebilir kaynakların yaygınlaşmasıyla birlikte değişime uğradığını ifade eden Gündüz, "Bugün özelikle çatı ve yüzey uygulamalarıyla kurulan küçük güneş ve rüzgar santrallarının şebekeye sağlıklı entegrasyonu temel sorunlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Tüketim noktasında aynı zamanda üretimde yapıldığı bu yeni şebeke yapısı üzerine ciddi çalışmalara ihtiyaç var" dedi. Şebeke yatırımlarının da düşeceğine vurgu yapan Gündüz, "Ülkemiz şebeke yatırımlarına ayrılacak kaynağın, dağıtım şebeke mantığı içinde yenilenebilir enerji kaynakların teşvik edilmesi için kullanabilir. Şebeke alt yapısının güçlendirmek yerine, yatırıma gerek kalmayan bir yapı kurulabilir" diye konuştu. Binaların mimari tasarımlarının, pasif tüketim ve güneş gören cephelerin de hesaba katılarak yapılması gerektiğine işaret eden Gündüz, "Büyük binalarda enerji verimliği uygulamalarının yanından, tüketilecek enerjinin yüzde 20`sinin yine o binada üretilmesi hedefi hayata geçirilmelidir" diyerek sözlerini tamamladı.
"Potansiyel Yüksek"
Gündüz`ün ardından sunumunu gerçekleştiren Atilla Yapar ise yenilenebilir enerji kaynakları içinde daha düşük kurulum ve bakım giderlerine sahip olan güneş enerjisinin ön plana çıktığını vurgulayarak, ülkemizin yüksek güneş enerjisi potansiyeline dikkat çekti. Yenilenebilir kaynaklardan rüzgardan üretim potansiyelinin yıllık 400 terawatt saat (TWh) olduğunu belirten Yapar, güneş potansiyelinin ise 500 TWh ile tüm yenilenebilir kaynaklardan daha büyük olduğuna vurgu yaptı. Dünya genelinde güneş enerjisine dayalı santralların kurulu güçlerinde ciddi bir artış olduğuna işaret eden Yapar, 20107 yılında 50 gigawatt (GW) olan kurulu gücün 10 yıl sonunda 2017`de 8 katlık bir artışla 400 GW`a ulaştığını bildirdi. İyimser senaryolara göre 2022`de kurulu gücün 1270 GW olması beklendiğini kaydederek, kötümser senaryoya göre bile 813 GW`a ulaşılacağının ön görüldüğünü vurguladı. Güneş enerjisinden dünya genelindeki kurulu gücün ortalama yüzde 7`sinin güneşe dayalı olduğunu ifade eden Yapar, Türkiye`de ise oranın yüzde 5,8 olduğunu açıkladı. Türkiye`de binalarının çatılarının yüzde 40 oranında kuruluma uygun olduğunu ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Ciddi bir potansiyelimiz var. 2017`de fiyat avantajıyla dünya genelinden en çok güneş yatırımı yapan beşinci ülke olduk. Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalelerinin de etkisi ve 12 Mayıs 2019 sonrası lisansız yönetmeliğinde yapılan değişiklikle aylık mahsuplaşama sistemine geçilmesi, kurulu gücü artıracaktır."
Almanya`daki güneş santrallarının yüzde 65`inin küçük ölçekli olduğunu hatırlatarak, "Ülkemizdeki ise çatılara 46 bin MW`lık santral kurulabileceği ön görülüyor. Bu rakam mevcut kurulu gücümüzün yarısına denk gelmektedir" dedi. Güneş santrallarındaki depolama sorununun elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla çözülebileceğini ifade eden Yapar, güneş panelinde hücreler ithal edilmesine rağmen yüzde 50`lerde oranında yerlilik oranına ulaşıldığını ve montaj sanayisinin geliştiğini belirtti.
Katılımcılar, konferans oturumunun ardından, müzik dinletisi eşliğinde düzenlenen kokteyle katılım sağlayarak, görüş alış-verişinde bulundular.