Tüm Haberlere Dön
KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE METASTAZ SÖYLEŞİSİ 
İMTİYAZLI ZÜMRELER: TARİKATLAR
Haberler İzmir

KURULUŞ YILDÖNÜMÜNDE METASTAZ SÖYLEŞİSİ İMTİYAZLI ZÜMRELER: TARİKATLAR

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şubesi, kuruluş yıldönümü nedeniyle 10 Haziran 2019 tarihinde İzmir Mimarlık Merkezi’nde Metastaz kitabının yazarlarından Barış Terkoğlu’nun katılımıyla Metastaz başlıklı söyleşi düzenlendi.

Etkinliğin açılışında konuşan EMO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Şebnem Seçkin Uğurlu, 8 Haziran 2018 tarihinden bu yana şubenin 50. yılı dolayısıyla etkinlikle düzenlediğini hatırlatarak, bu etkinliklere ilişkin bilgi verdi. Şubenin 68 kuşağının genç mühendislerinin tarafından kurulduğuna vurgu yapan Uğurlu, "Şubemiz 50 yaşını geride bırakmasına rağmen ilk günkü heyecan ve dinamizmle çalışmalarını sürdürüyor. Bu etkinlik de dahil olmak üzere, tüm çalışmalarımıza yön veren komisyonlarda görev alan her yaştan arkadaşlarımıza tek tek teşekkür ederiz" dedi. EMO`nun her çalışma döneminde onlarca bilimsel ve teknik etkinliğin yanında çok sayıda meslek içi eğitim düzenlediğine dikkat çekerek konuşmasını sürdüren Uğurlu, şöyle devam etti: 

"Gelişmekte olan ülke statüsüne mahkûm edilmek istenen ülkemizde, mesleğin tam anlamıyla yapılabilmesinin yolu, mesleği gerileten ekonomik ve siyasi koşullara karşı mücadele etmekten ve direnmekten geçmektedir. Bilimsel etkinliklerimizi artırarak sürdürdüğümüz bu mücadeleye bugün daha çok siyasi ve toplumsal bir konuyu tartışarak katkı sağlamaya devam edeceğiz." 

"Metastaz" adlı eserin tüm toplumu sarmaya çalışan tarikatlara dikkat çektiğine değinen Uğurlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:   

"Sistemin kendini yeniden ve yeniden üretmesinin önkoşulu; eğitimin bilimsel gerçeklikten uzaklaştırılması olduğu kadar, toplumsal hayatın ve kamu düzeninin de gericileştirilmesinden geçmektedir. Başta yargı olmak üzere, devlet kurumlarının kaldıraç olarak kullanılarak yürütülmeye çalışılan bu siyasi proje, 15 Temmuz sonrası bazı aktörlerin değiştirilmesine rağmen sürdürülmeye çalışılmaktadır. Kamu olanaklarının ve medya gücünün tek elde toplanmasıyla sürdürülen bu projenin toplumda karşılığı yoktur ve çökmeye mahkûmdur."

Geçtiğimiz aylarda aralarında TMMOB üyelerinde olduğu 16 kişiye Gezi Direnişi dönemine ilişkin yıllar sonra dava açılmasının yargının siyasileşmenin en önemli göstergesi olduğunu vurgulayan Uğurlu, "Mimarlar Odasından Mücella Yapıcı, Şehir Plancıları Odasından Tayfun Kahraman ve Mimarlar Odasının avukatı Can Atalay`la dayanışması içinde olduğumuzu vurgulamak isterim. Gezi Direnişi gibi, bu arkadaşlarımız da onurumuzdur" diye konuştu. Yargı, yürütme ve yasamanın tek bir elde toplandığı bu dönemde mücadelenin ülke tarihin en zor şartları altında sürdürüldüğüne değinen Uğurlu, "Ama bu ülkenin mühendisleri, bilim insanları ve umudumuz gençleri var. Her şey çok güzel olacak!" ifadeleriyle konuşmasını tamamladı. 

Konuşmasını tamamlayan Uğurlu, kısa özgeçmişini okumasının ardından sözü Barış Terkoğlu`na bıraktı. Sözlerin EMO tarafından İzmir`e davet edilmekten duyduğu mutluğu ifade ederek başlayan Terkoğlu ise  gazeteci kimliğinin yanında aynı zamanda makine mühendisi de olduğunu ifade ederek, Makina Mühendisleri Odası`nın Kadıköy Temsilciliği Yürütme Kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönemde, Oda TV yayınlanan yazıları nedeniyle tutuklandığını hatırlattı. 

"Anayasa İktidarları Sınırlar" 

Türkiye`de 2012 yılından bu yana Anayasa`nın  tartışıldığını hatırlatan  Terkoğlu, "Yasa yapıyor, yetmiyor, tekrar yasa yapıyor, yetmiyor, tekrar yasa yapıyor. Ve biz her seferinde yargıyı tartışıyoruz, yargı reformlarını tartışıyoruz, cumhurbaşkanlığı sistemini tartışıyoruz, başbakanlık sistemini tartışıyoruz, bakanlık sistemini tartışıyoruz" diye konuştu. Anayasaların iktidara sınır çizdiği ve modern toplumun kazanımı olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Modern toplum öncesinde ‘benim iktidarımın kaynağı gökyüzüdür` diyen iktidarlar vardı ve bu iktidarlar kendilerini başsız ve sonsuz iktidarlar olarak tarif ediyorlardı. Modern dönem içerisinde, insanlık, verdiği mücadeleyle birlikte bu iktidarı gökyüzünden yeryüzüne indirdi ve yeryüzüne indirişle beraber bir sınır çizmeye karar verdi."

Terkoğlu, "Bakın, 2012 referandumunda biz yargıya konulan sınırları kaldırmayı tartıştık. Niye? Çünkü yargıyı ele geçirenler sınırsız bir şekilde toplumun üzerinde baskı oluşturabilsinler diye. Biz bir önceki referandumda da cumhurbaşkanının yetkilerini tartıştık. Niye? Cumhurbaşkanı bir sabah kalkıp istediği bankayı kapatabilsin, öbür gün karar verirse istediği kurumu ortadan kaldırabilsin diye" ifadelerini kullandı. İktidarın sınırlanamadığı ülkelerde toplum içinde de imtiyazlı zümrelerin oluştuğuna vurgulayan Terkoğlu, siyasi, ekonomik, dini ve ailevi imtiyazları bulunan grupların oluştuğuna dikkat çekti. Metastaz`da bu imtiyaz gruplarına ilişkin örnekler bulunduğunu hatırlatarak, tarikatların dini imtiyazların en tipik örnekleri olduğunu kaydetti. 

AKP`nin ilk döneminde devletin yönetimine aday kadroları içerisinde barındıran cemaat olan Fethullahçı yapılanmayla ittifak halinde olduğunu belirten Terkoğlu, yapılanmaya ilişkin şu bilgileri verdi:  

"Çok erken tarihlerden itibaren devlete yerleşmeye başlamış bir yapı. Mesela ben şu anda Kuleli Askeri Lisesindeki öğrencilerin çeşitli kayıtlarını inceliyorum, 80`li yılların başından itibaren örneğin bu askeri liselere sistematik şekilde öğrenci sokabilmiş, soruşturmalardan aklayabilmiş, soruları çalabilmiş, okulda barınabilmiş, okul içinde kendinden olmayanları tasfiye edebilmiş, arkasından birtakım kumpas davaları süreciyle kendinden olmayan daha yüksek rütbelileri tasfiye edebilme başarısına sahip, askeriye içerisinde örgütlenebilmiş bir yapı. Bürokraside, eğitimde örgütlenebilmiş bir yapı." 

Sermaye gruplarının hemen hepsinin bu yapılanmayla ilişki kurduğuna değinen Terkoğlu, "Sadece çocuğunu dershaneye göndermek isteyen insanlar değil, Afrika`dan ihale almak isteyenler için de bu yapılanma ile temas zorunluğu vardı" diye konuştu. Yapılanmaya darbe girişimi sonra FETÖ adı verilerek dini bir cemaat örgütlenmesi olduğunun gizlenmeye çalışıldığını ifade ederek, şöyle devam etti: 

"AKP iktidarı, 2013 sonundan başlayarak Fethullahçı yapılanmayı tasfiye etti, yerine yeni cemaatleri geçirdi. Metastaz dediğimiz kavram da bu kitabın adı da bu şekilde ortaya çıktı. Çünkü Fethullahçı yapılanmaya kanser diyorlardı. Kanser denilmesinin bir gerekçesi vardı. Çünkü esasında kanserli hücreler, akciğerimizin üzerine yapışan tümörlerin başka yerlere sirayet etmesine metastaz diyorsak; Fethullahçı yapılanma hastalığı ürettiyse, arkasından çıkan cemaatler de aşağı yukarı aynısını üretiyor. Onu ortadan kaldırmaya niyetli olan cemaatler de aynısını üretiyor."

"Başka Cemaatler Panzehir Olamaz"

Darbe sonrası "hüsn-ü şehadet" kavramının ön plana çıktığını ve bazı sanıkların farklı cemaatlerin referanslarıyla beraat ettirildiklerini hatırlatan Terkoğlu, şöyle devam etti:

"Aslında emniyet teşkilatının cumhuriyet savcılığın talebiyle hazırladığı mahrem raporunda, bu konu tespit edilmiş. Renklendirme diyorlar. Polis takibini hisseden bazı zanlıların başka cemaat örgütlenmelerine kaydığı belirtiliyor. Süleymancı, Menzilci oluyorlar, Nurculuğun başka kollarına kayıyorlar, İsmailağa`ya gidiyorlar gibi.  Esasına bakarsanız, Emniyet de, devlet de, mahkemeler de hepsini tespit etmiş. Bu rapor bangır bangır şunu söylüyor: Diğer cemaatlere de dikkat edin. Fakat hiçbir şey yapılmıyor."

Fethullahçı yapılanmayla ilişkili olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan bir sanığın, başka bir cemaatin liderinin Savcıya "Bizim sohbetlere geliyor, bağışta bulunuyor, toplantılarımıza katılıyor" şeklinde ifade verdikten sonra, serbest kaldığını anlatan Terkoğlu, "Bu açıkça, hukukun çöküşüdür. Aynı kişi eğer dini imtiyazı kullanmamış olmamış olsaydı bugün hapishanede gözünü açıyor olurdu" dedi. Dini grupların güç çatışması içinde olduğuna da anlatan Terkoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:  

"Sadece Emniyet içinde Nurculuk kökenli 10 farklı gruptan bahsediliyor, İsmailağa cemaati içerisinde 10`a yakın farklı grup sayılıyor. Bunlardan bir grup, İsmailağa cemaatinin manevi önderi Mahmut Hoca`nın külliyesini yıktırdı. Öbür grup, diğer grubun temsilcisine bıçakla saldırdı. İsmailağa`dan bir grubu Mekke`de hac sırasında karşılaştıkları diğer grubun üyelerini soplarla dövdüler. Aynı mezhebin, aynı tarikatın şemsiyesi içerisinde olman gruplar bile, neredeyse birbirlerinden kâfir ilan edebilecek kadar nefret ediyorlar. Sadece toplumsal barışı üretmek için bile laikliğe ihtiyaç var. Hücrelerine kadar mezheplere, dinlere, tarikatlara bölünmüş bir toplumda barışı kurmanın imkânı yoktur." 

Fethullahçıların tasfiyesiyle 2014-2016 yılları arasından ülke tarihinde görülmedik kadar çok polis alımı yapıldığını ifade eden Terkoğlu, "Sonrasında polis akademisinde Menzil tarikatının toplu zikir töreni olan ‘vird` yapıldığına ilişkin görüntüler geliyor. Bizim kitabımızdan da görüntüler yer aldı" dedi. Menzil tarikatının bazı bakanlıklarda olağanüstü bir örgütlenmeye sahip olduğunu vurgulayarak, Sağlık Bakanlığı`nın ambulans uçaklarının kuyruk numaralarından Menzil şeyhini temsil eden GVS harfleri kullandığını kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın biyografisini yazan Akşam Gazetesi yazarı Hüseyin Besli`nin bile duruma tepki gösterdiğini ve yazısından Menzilcilerin adını vermeden, "Bir tarikat bir bakanlıkta öyle bir örgütleniyor ki, kendilerinden olmayan kimselere iş yaptırmıyorlar" ifadeleri kullandığını hatırlatan Terkoğlu, kitapta yer verdikleri "FETÖ" davasından yargılanan İzmirli bir iş adamını serbest kalış öyküsünü de katılımcılarla paylaştı.

 Fethullahçı yapıya yakın tutuklu işadamlarının serbest kalması için mafya, iş dünyası ve medyadan isimlerin içinde olduğu yapılanmaların oluştuğuna işaret eden Terkoğlu, kamuoyunda "FETÖ Borsası" olarak bilinen bu yapılanmaya ilişkin yargılama süreçlerine de değindi. Bazı yüksek yargıç ve bürokratların Fethullahçı yapıyla çok sıkı bağları olmasına rağmen halen görev başında olduğunu belirten Terkoğlu, "Sonuçta söylemek istediğim şu: Türkiye Cumhuriyeti`ni siyasi imtiyazlarla yönetiliyor. Ve bizim kitabımız, son bölümde, doğrudan Türkiye‘nin sermayesini isim isim, başlangıçta tarikat yapılarını vererek, bugün Türkiye‘de cumhuriyet rejiminin çöküşüyle beraber ortaya çıkan yeni imtiyazlılar kitlesini ortaya koymaya çalışıyor" dedi. 

"Hukuksuz Milat"

Hukuk devleti vurgusu yaparak, "Ben, Fethullahçılığın bir cin olduğunu düşünmüyorum. Bir insanın, Fethullah Gülen`in, çok affedersiniz, hâşâ tanrı olduğunu düşünmesi de bir hak. Ama bir tarikat adına, Fethullah Gülen adına, suç işlemesi kabul edilemez. Hukuk devletinde suç olan şey odur" diye konuştu.  

"Bir insan Fethullah`ın dershanesine gitmiş, ona inanmış, buna inanmış, bunlar beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren şu: Fethullah adına suç işlemiş mi, işlememiş mi? Hukuk devletinde sorun olan budur. İnsanlar ineğe de tapabilirler, çok absürt bulduğumuz inançlara da inanabilirler, istediği mezhepten olabilir" ifadeleriyle konuşmasını sürdüren Terkoğlu, 17-25 Aralık`ın milat kabul edilmesini ise eleştirdi. İktidarın bu yapılanmayla resmen karşı karşıya geldiği tariften önceki suçları önemsemediğini vurgulayarak, "Bundan önce hangi suçu işlemiş olursan ol ben seni affediyorum diyor, bundan sonra suç işlememiş olsan da, bu yapıyla ilişki kurduğunda ben seni tutuklarım diyor. Böyle bir hukuk düzeni olmaz. Bu, hukukun içerisine bir put yerleştirmektir. 17-25 Aralık sistemi budur. Ben Türkiye‘nin eninde sonunda bununla hesaplaşacağını düşünüyorum" ifadelerini kullandı. 

15 Temmuz`un içinde Fethullahçı yapının rolünün tartışmasız olmasına rağmen, o gece yaşananlarının tam olarak çözülmediğini ifade ederek, "Nasıl temizlenecek?" sorusunu ise hukuk devleti ve görevde yükselmeler için liyakat sistemine vurgu yaparak, konuşmasını tamamlandı. 

Söyleşinin ardından Barış Terkoğlu, Kırmızı Kedi Yayınevi`nden çıkan "Metastaz" ve diğer kitaplarının okurları için imzaladı.