6 Ağustos 1945te yerel saatle 08:15de Amerika Birleşik Devletleri "Enola Gay" adlı bir B-29 bombardıman uçağından bıraktığı "little boy" (küçük çocuk) isimli atom bombası patladığında; "Saniyenin onbinde biri kadar kısa bir sürede gerçekleşen patlamanın ilk etkisi gözleri kör eden bir ışık. Ardından gelen 300.000 °Clik ısı etkisi ise yaklaşık 3 km çapındaki her şeyin yanması. Daha sonra ise patlamanın etkisiyle başlayan ve saatte 1800 km ile esen alev rüzgarı ve çevredeki her sesin susması. Gerçek kalıcı etkiyi ise patlamadan bir kaç dakika sonra başlayan bir yağmur gerçekleştiriyor. Yağmur ile tüm radyoaktif serpinti bölgeye iniyor."
İlk anda 140 bin kişi hayatını yitirdi. Radyasyon hastalıkları sebebiyle ölenlerle birlikte bu sayı 230 bini geçti. 9 Ağustos 1945te dünyanın ikinci ve öncekine göre 1.5 kat daha yıkıcı atom bombası Fat Mani (Şişko Adam) Nagazakiye atarak ilk anda 140.000den fazla insanı katletmişti.
50 milyon insanın ölümü ve 35 milyon insanın sakat kalması ile sonuçlanan 2. Dünya Savaşı ayıbı içinde, Hiroşima ve Nagasaki ayrı bir trajedi olarak yer almaktadır.
Bugün dünya üzerinde 30 bin adet nükleer silah bulunmakta; bunların 11 bini ABDye, 14 bini Rusyaya ait. Diğer nükleer silah sahibi ülkelerse Çin (400), Fransa (350), İngiltere (200) ve Hindistan (35), Pakistan (50). Ayrıca İsrailde de 200 adet nükleer bomba bulunuyor.
WikiLeaks belgelerinde yer alan Almanyadaki ABD Büyükelçisi tarafından Washingtona gönderilen 12 Kasım 2009 tarihli gizli raporda, ABD Dışişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Philip Gordonun, Alman muhatabına Türkiyedeki İncirlik Üssünde ABDnin nükleer silahlarının mevcut olduğuna değiniliyor. İncirlikte 90 adet B61 tipi taktik nükleer bombanın sığınaklarda muhafaza edildiği, daha önce yayınlanan ABD Hava Kuvvetleri Komutanlığı kaynaklı bilgileri içeren belgelerde de açıklanmıştı. Yani ülkemizde de nükleer bomba var, hatta bir başka ülkenin kontrolünde; komşu halklar için tehdit malzemesi olarak kullanılıyor.
ABD nükleer silahlar için yılda yaklaşık 35 milyar dolar harcıyor. Yetersiz beslenen insan sayısının 1 milyar, temiz suya ulaşamayan insan sayısının 1.3 milyar olduğu dünyada, yılda 800 milyar dolar silahlanmaya harcanıyor. Afrikada ise insanlar açlıktan ölüyor. Yani insanlığın refahı, eğitimi ve sağlığı için kullanılacak olan bu kaynak, hükümetlerin eliyle, silah lobilerine aktarılıyor, insanlığın üzerine de bomba olarak düşüyor.
Günümüzde üretilen nükleer silahlar Hiroşimanın 13 katını yaratabilecek güce sahip. Bugünkü nüfus yoğunluğu da göz önüne alındığında bu silahların kullanımı milyonlarca insanın ölümüne neden olabilir.
Nükleer silahların yanında nükleer maddeler çeşitli silahların yapımında da kullanılıyor. Vietnamda ABD tarafından Saruc gazı, Napalm bombaları ve kimyasal silahlar kullanıldı. Kitle imha silahları bulundurduğu gerekçesiyle Iraka saldıran ABD; Körfez Savaşında, Afganistan ile Irakta kimyasal silahlar ve seyreltilmiş uranyum kullandı. İşgal sonucunda Afganistanda 10 bin; Irakta ise 100 binden fazla sivil öldü.
Küresel güvenlik ve bölgesel istikrarı tehlikeye sokan bu tür adımlara karşı hükümeti uyarıyor, daha fazla nükleer silahların sokulmamasını, var olanların da derhal çıkarılmasını istiyoruz.
Nükleer gücün zararları sadece bombalarla sınırlı değildir; madalyonun diğer yüzünde ise nükleer santralların yarattığı tehlikeler bulunmaktadır. Çernobilde bugün hala santral kazasının etkileri sürmektedir. Karadeniz Bölgesinde yaşanan kanser vakalarının kayıtlarının tutulmaması bu konuya karşı hükümetlerin kayıtsız tutumlarını sergiliyor.
Japonyada yaşanan son Fukuşima Nükleer Santral Kazası, riskin eski teknoloji ve insan hatası iddialarıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde pazar bulmakta zorlanan nükleer lobi, kırk yıldır açılan tüm ihalelerde başarısız olmuşsa da bugün Türkiyeyi hedef seçmiştir.
Rusya, Akkuyuda nükleer santral kurulmasına yönelik şirket kurma çalışmalarını tamamlamış; 5 Rus şirketinin ortak olduğu Akkuyu Nükleer Güç Santralı Elektrik Üretim Anonim Şirketinin kuruluşunu 14 Aralık 2010 tarihi itibarıyla resmi olarak gerçekleştirmiştir. Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun 1983 yılından beri yürürlükte olan Nükleer Tesislere Lisans Verilmesine İlişkin Tüzüğüne göre kurulacak santral için 3 lisans alınması gerekmektedir. Bunlardan birincisi yer lisansıdır. Akkuyuda kurulacak olan santral, 42 yıl önce 1976 yılında verilmiş olan yer lisansına dayanmaktadır. Bu lisans kapsamında değerlendirilecek olan konuların başında, "bölgenin topografik, jeolojik, jeoteknik, hidrolojik, sismolojik ve meteorolojik özelliklerine ilişkin bilgi ve incelemelerin, seçilen yerin deprem, sel baskını, fırtına gibi doğal olaylar ve bu olayların ikincil etkileri yönünden değerlendirilmesine ilişkin bilgiler" yer almaktadır.
ABD tarafından Hiroşimaya yapılan nükleer saldırının yıldönümünde pahalı ve riskli bir enerjiye ihtiyacımız olmadığını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz. AKP Hükümetinin bu lobilere değil halkın sesine kulak vermesini ve ülkemizi herhangi bir nükleer maceradan uzak tutmasını istiyoruz. Yetkilileri yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirmeye, ülkemizi nükleer batağından uzak tutmaya davet ediyoruz. Ne dünyada ne ülkemizde nükleer santral istemiyoruz.
Hiroşima ve Nagasaki kurbanlarını andığımız bugün, orada yüz binlerce insanın ölümüne ve canlı hayatın sona ermesine neden olan savaş ve nükleer gücün artık hayatımızda yeri olmadığını bir kez daha dile getiriyor, savaş ve nükleerden arınmış bir dünya istiyoruz.